İnancın Ötesinde

Bilim, İnanç Ve Etik Zorluklar

Partilerde oynanan şu sözcük oyununu hiç oynadınız mı? Hani aklınıza gelen ilk sözcüğü söylemeniz gerekir, ama söylediğiniz sözcük bir öncekinin karşıtı olmak zorundadır: “sıcak – soğuk”; “uzun – kısa”; “erkek – kadın”; “bilim – inanç” gibi. Sıklıkla düşünmeden verdiğimiz tepki, bilim ve dini inançların karşıt kutuplarda yer aldığı şeklindedir. Bilimi nes­nel, duygusuz, evrensel, akılcı; inancı ise öznel, duygu­sal, kişisel ve kanıtlanamaz bir şey olarak düşünürüz.

Belki de önceki gece televizyonda izlediğiniz o fanatik dinci intihar bombacısının yol açtığı son kıyımın, ya da yeni bir çevre felaketinin yol açtığı yıkımın görüntüleri henüz zih­ni­nizde tazeyken tüm bunlara lanet okuyup hem bilim, hem de din hakkındaki düşüncelerinizi bir kenara atarak yalnızca ya­şamınızı sürdürmeye çalışırsınız. Öyleyse hızla gelişen bilim dallarında tatmin edici kariyerlere sahip bilim adamları ve dini bütün Hıristiyanlar olan bizler, durup durur­ken sizden neden bilim ve inanç arasındaki etkileşim üze­rinde düşün­menizi is­tiyoruz?

Nedenlerden biri, dini inançların dünyaya ilişkin düşünce şeklimizde büyük bir fark yaratacağı kanısını taşıyor olma­mızdır. Bu fark yalnızca kişisel yaşamlarımızda değil, yirmi bi­rinci yüzyıl bilimindeki gelişmelerin etkisiyle kamusal alanda da vahim etik sorunlar yaratmaya devam edecektir. İl­ginçtir ki bilim, dini arka kapıdan kovduğunu düşünürken, din her se­ferinde ön kapıdan, hem de daha güçlü şekilde içeri giriyor; çünkü bilimsel uygulamalar, bilimin kendi başına çözebilece­ğinin çok ötesinde birçok ahlaki soruya yol aç­maktadır.

Bu kitabın ilk kısmında bilimin ne olduğuna ve neler ya­pa­bileceğine bakacak ve benzer şekilde dünyanın neden böyle olduğuyla ilgili geniş bir yelpazedeki dini inançları ele alıp eleştireceğiz. Daha sonra, bilim ile inanç karşılaştığında ne ol­du­ğuna bakacağız. Vardığımız sonuçlar bazılarını şa­şırtabilir – bulgularımıza göre bilim ve Hıristiyan inancının maddesel dünyaya ve onun işleyişine bakışında birçok ortak nokta var. Nitekim tarihsel olarak, önde gelen ve çığır açan bilim adam­larının çoğu, uğraştıkları bilim dalı ile inandıkları arasında ay­rılmaz bir bağ olduğunu gören samimi Hıristi­yanlar’dı.

Doğru ve yanlış, gerçek ve uydurma arasındaki farklar konusunda bilim ve Hıristiyanlık belirli ortak varsayımlara sa­hiptir. İkisi de akıl yoluyla incelenebilen nihai bir gerçekli­ğin varlığına inanırlar. Görecilikten ve onun popüler karşılığı olan “hepsi bana uyar” düşüncesinden ve herhangi bir mut­lak doğrunun varlığından emin olamayışından etkilenmiş gü­nü­müz toplumunda, bilim ve Hıristiyanlık’ın güvenilir bilgi ara­yışı konusunda ortak bir tutum izlemeleri çok yankı bulu­yor.

Kitabın ikinci kısmında, yirmi birinci yüzyılın başında in­sanlığın karşı karşıya kaldığı bazı bilimsel konuları tartışaca­ğız. Bunların arasında bitkilerin, hayvanların ve hatta insan­ların genetik yapısının değiştirilme olasılığının getirdiği so­rular var. Genetik yapısı değiştirilmiş besinler, destekli üreme ya da klonlama gibi konulardaki etik tartışmalara Hı­ristiyanlık’ın yapabileceği kendine özgü bir katkı var mı? Bazı şeyler, bi­limsel olarak uygulanabilir olsa bile, yüksek bir risk arz ettikleri ya da etik sınırları aştıkları için yasaklanmalı mı? Hıristiyan­lık’ın küresel iklim değişikliği, kültürel ve ekono­mik küresel­leşme ya da sürdürülebilir kalkınma ve tü­ketim konuları üze­rindeki tartışmalara yapacağı bir katkı var mı?

Other Books By Denis Alexander

Add new comment