DOĞRULUĞA GENEL GEREKSİNİM

İnsanlığın Suçluluğu 1:18-32

Ayet 18 Bu kesimde kötü tutumlarıyla Tanrı'nın gerçeğine karşı ayaklanan insanların durumunu görüyoruz. Gerçeğe set çekerler. Ona karşı direnirler. Gerçeğin bilinmesini engellerler. Gerçeğin kendi yaşamlarına girmesine ve onları etkilemesine karşı bir duvar yükseltirler. Dikkat edilsin! Gerçeğin zor kavranılması söz konusu değildir. Kötülük yapma düşünceleridir gerçeği bastıran. Kötü yollardan hoşlanan insanlar yaşamlarının düzeltilmesini gerektiren Tanrı gerçeğine can düşmanıdır. İsa Mesih'in Gerçek ve Işık olarak dünyaya geldiği zaman insanların O'na karşı olan tutumları aynıydı. O bunu şöyle açıklar: "Yargı şudur: Dünyaya Işık geldi, ama insanlar karanlığı Işık'tan daha çok sevdiler. Çünkü onların işleri kötüdür. Çünkü kötülük yapan herkes Işığa kin besler ve yaptıkları ortaya çıkmasın diye Işığa yaklaşmaz" (Yuhanna 3:19,20).

Bazı yorumcular "kötü tutumlarıyla gerçeğe set çeken insanlar" sözünü "haksızlıkla gerçeği tutan insanlar" diye çevirmek mümkün olduğunu belirtir (1.Korintoslular 11:2 ayetinde olduğu gibi). "Kateho" kelimesi harfi harfine "aşağı tutmak" demektir. Bastırmak ya da tutmak anlamına gelebilir. Bu ayette tutmak anlamına geldiği kabul edilirse Tanrı'nın gerçeğine sahip ama haksız davranışlarıyla onu kötüleyen Yahudiler'den söz edildiği sonucuna varılır. Pavlus bölüm ikinin sonuna doğru bu konuya ağırlık verir.





Gerçeği bastırmak son derece tanrısaymaz bir tutumdur (ayet 18). Tanrı, evren, dünya ve insanla ilgili doğru ve sağlıklı bilgidir gerçek. Bu bilgiyi örtbas etmek ve bunun yerine bu konularda kendi uydurdukları bilgileri piyasaya sürmek yüce Yaradan'a karşı büyük saygısızlıktır. Daha doğrusu isyandır. Günahın özü budur; Tanrı'nın üzerimizdeki haklarını çiğnemektir.

Gerçeği bastırmak kötü tutumdur. Tanrı'nın amaçladığı düzeni bozan, insanların durumunu altüst eden davranıştır. Böyle bir tutumla davrananlar için kötü sonuçlar getirir. Bu tutum karşısında Tanrı'nın seyirci kalması düşünülemez. Tam tersine, bu tutuma karşı öfkesini göklerden açıklar. Öfkesiyle bu tutumun ne kadar kötü ve zararlı olduğunu belirtir, gerçeği bastıran insanları yargılar. Nuh tufanı ve Sodom ile Gomorra'nın yakılması Tanrı'nın doğrudan doğruya araya girerek öfkesini açıklamasından birer örnektir. Başka çarpıcı örnek Tanrı'nın söz dinlemeyen İsrail oğullarının tüm bir kuşağını çölde öldürmesidir (Söz dinleyen Kaleb ile Yeşu ölmediler). Romalılar 1:18-32 ayetlerinde gerçeği bastıran insanlardan koruyucu elini çekerek onları tuttukları yolun korkunç sonuçlarına bırakması vurgulanır: "Onları iğrençliğe teslim etti" (ayet 24). İyilik kaynağı Tanrı'dan uzaklaşan insanlar kötülükten kötülüğe düşerek en sonda iğrençlikte yuvarlanırlar.

İnsanlığın kötülüğü en korkunç boyutlarına ulaşınca "tahtta oturanın ve Kuzu'nun öfkesi büyük günü gelecek" (Vahiy 6:12-17). Sevgisi için olduğu gibi öfkesi için Tanrı'ya şükran sunmayalım mı? Doğruluğu sevdiğine ve kötülükten nefret ettiğine sonsuzluk boyunca sevinmeliyiz (Bakınız Mezmur 45:7'e).

Öfke insanlarda bencillik, kayırıcılık ve önyargılarla yozlaştığı için genellikle günahlı bir tutum olarak tanınır. Bu nedenle inanlılar şöyle uyarılır: "Öfkeye kapılınca bunu günaha dönüştürmeyin. Öfkenizin üzerine güneş batmasın. İblise fırsat vermeyin" (Efesoslular 4:26,27). İnsanlar temiz yürekten öfkelenebilir. Ama bencil isteklerle etkilenerek bunu kolayca günaha dönüştürebilirler. Bu nedenle öfkelerini sınırlandırmaları gerekir. Oysa her kötülük, bencillik ve kayırıcılıktan arı olan Tanrı'nın öfkesi günahla ilgisi yoktur. O'nun öfkesi kötülüğü önleyen ve doğruluğu saptayan yargılama gücüdür.

Ayet 19,20 İnsanların Tanrı'yla ilgili gerçeği bastırmaları bilgsizliklerinden değildir. "Tanrı'ya ilişkin ne varsa onlara belirgindir" (ayet 19). İnsanlar isteseler Tanrı'yı bilebilirler. Tanrı başlangıcı, sonu olmayan gücünü ve tanrılığını yapılan şeylerle onlara açıklamıştır (ayet 20). Zamanı yaratanın zamanla sınırlı olması düşünülemez. Ancak gücü öncesiz ve sonsuz olan biri zamanı yaratabilir. Dünyayı yaratanın yaratılan şeylerden bağımsız, her şeye egemen olması gerekir. Tanrı olmak bu niteliklere sahip olmak demektir. Düşünen bir insan yaratılmış dünyaya bakınca gücü öncesiz ve sonsuz, bağımsız ve egemen bir varlığın onu yarattığını anlayabilmeli. Tanrı'nın göze görünmeyen nitelikleri yapılan işlerden anlaşılmaktadır. Tanrı'yı Yaradan olarak tanımamaları için özürleri yoktur. Tanrı'yı bilmemeleri, akıllarını



gerçeğe karşı kapatmalarındandır. Bu da kötü tutumlarından ileri gelir. Durum bugün farksızdır. İnsanlar suçludur.

Ayet 21-23 İnsanlar Tanrı hakkında bilgiye sahiptir (ayet 21). Ama Tanrı'ya bağımlı olmak istemezler. İsteğine boyun eğeceklerine, başkaldırırlar. Sözü'nü dinleyeceklerine, isyan ederler. Kendilerini yükseltmek ve Tanrı'yı küçültmek hevesine kapılırlar. Her nekadar her şey için Tanrı'ya borçlu iseler de, kendisine teşekkür sunmak istemezler. Tanrı'yı düşüncelerinden atarken yerini başka düşüncelerle doldurmak zorundalar. Böylece "tasarılarında boş savlara" kapılırlar (ayet 21). Bu boş savların da Şeytan'dan kaynaklandığını düşünmek yanlış olmaz çünkü sonucunda "anlayıştan yoksun akılları kapkaranlık oldu" (ayet 21). Karanlık Şeytan egemenliğinin özelliğidir (Örneğin: Elçilerin İşleri 26:18).

Bu boş savlar, yaşamlarından uzaklaştırdıkları Tanrı'nın yerine başka ilahlar koymak düşüncesidir. İnsan yaratık olduğundan doğal olarak bir şeye tapmak zorundadır. Uzak adalarda ve koyu ormanlarda yaşayan, "ilkel" diye tanınan topluluklar bile atalarının icat ettiği ilahlara tapmakta. Bu ilahların ardında cin ve kötü ruhların sinsi gücünün yattığını Tanrı Sözü açıkça bildirir: "Uluslar sunduklarını Tanrı'ya değil, cinlere sunuyorlar" (1.Korintoslular 10:20). Kendilerini dinsiz gösteren çağdaş düşünürler bile bilimi tanrılaştırmakta. Tanrısız olduklarını ilan eden Marksist rejimler partiyi Tanrı yerine koyardı. Başka rejimler belirli bir ırk tanrılaştırmakta. Yine başkaları milleti kutsalaştırmakta, onun varlığını her şeyin üstünde tuumakta. Başkası ulusal bir önderi tanrılaştırmakta. Ama günümüzde en çok tapılan ilah maden ve kağıttan yapılan para putudur.

Pavlus'un yazdığı zaman Yunan toplumu, temel değerlerini kişileştirerek onlardan birer ilah yapmıştı: Savaş tanrısı, aşk tanrıçası gibi. Ölümsüz Tanrı'nın yüceliğini ölümlü insanın benzerliğindeki şeylerle değiştirdiler (ayet 23). Mısır toplumu ise, "ölümsüz Tanrı'nın yüceliğini... kuşlara, dört ayaklı yaratıklara ve sürüngenlere benzer şeylerle değiştirdiler" (ayet 23). Harun İsrail oğulları için bir ilah yapınca Mısırlılar'dan esinlenerek altın bir dana yaptı. Romalılar ise, Yunan ilahlarını benimsemiş, onlara Latince adlar vermişti. Yunanlılar ilahlarının özelliklerini Babil'den Bergama'ya kaçan kahinlerin getirdikleri ilahlara benzettiler. Tüm putperestliğin ve sihirbazlığın kaynağı Babil kentinde oturan Nimrod (veya Nemrut) olduğu anlaşılmaktadır (Bakınız Vahiy 14:8 ve 18:21-24 ayetlerine). Romalılar da daha sonra devlet gücünü Tanrı yerine koyarak imparatorun tanrılığını ilan edip insanları onun heykeline taptırdılar.

Bütün bu boş savlar tarih boyunca insanları ve toplumları akılsızlığa sürükleyip karanlığa boğmuştur. Bu konuda yontulmuş bir taşın önüne eğilen ilkel bir kabile ile paraya tapan çağdaş bir toplum arasında bir fark yoktur. Maddi değerlere daha çok önem verdikleri için çocuklarını doktorun eliyle ana karnında öldürten çağdaş insanlar, çocuklarını ateşe koyarak Molek adlı korkunç ilaha kurban eden eski çağ adamlarından farksızdır (Levililer 20:2-5;



1.Krallar 11:7). İmparatoru ilahlaştıran Romalılar ile milleti her şeyin üstünde tutan modern toplumlar arasında da fark yoktur. Hepsi yaşamlarında Tanrı'ya verecekleri yeri başka değerlerle doldururlar. İnsanlar için kendi kendilerine icat ettikleri "tanrılar", göze görünmeyen nitelikler taşıyan Tanrı'dan kendilerine çok daha yakın, daha "elle tutulur" ve daha gerçekçi görünmüştür. Bunu yaparken gururlarında kendilerini çok aydın, çok akıllı göstermişlerdir. Tanrı'nın onlar hakkındaki yargısı ise şudur: "Bilgelik taslarken akılsızlığa sürüklendiler" (ayet 22).

Bu ayetler ayrıca "dinsel evrim" diye adlandırabilen çok yaygın bir felsefenin gerçek durumunu ortaya koyar. Bu felsefeye göre insanlar ilkin çok tanrıya tapmaya başlamışlardı ama toplum olarak ilerledikçe inançları da ilerleyerek en sonda tek tanrıcılığa eriştiler. Bu felsefeyi yayan bazı çevreler tek tanrıcılığın da çeşitli safalardan geçerek en son dinde en yüce duruma geldiğini ileri sürerler. Tanrı'nın Sözü bu düşünceyi yalanlamaktadır. İnsanların Tanrı'yı bilip de kötü tutumları yüzünden O'nu reddedince puta tapıcılığa ve çok tanrıcılığa düştüğünü vurgular.

Bunun en belirgin örneği, gerçek Tanrı'yı tanıyan, O'nun mucizeleriyle Mısır'dan kurtulan İsrail halkıdır. Musa Sina dağında 40 gün kalınca halk Harun'a, "Kalk, bize öncülük edecek bir ilah yap" dediler, "Musa'ya ne oldu bilmiyoruz!" dedi (Çıkış 32:1). Tek Tanrı'yı, gerçek Tanrı'yı tanıdıkları halde dökme bir buzağı yaparak önünde eğildiler. Buzağının etrafında çılgın oyunlar oynadıktan sonra kendilerini rasgele cinsel ilişkiye verdiler (Çıkış 32:6,17-19,25-29; 1.Korintoslular 10:6-8). Kendi kendilerine yaratıkları bir tanrı günahlarına karşı öfkesini açıklayacak bir tanrı değildi. Kendi ceplerine konulacak boyutlarda bir tanrıya sahipken kendilerini her ahlak kuralından özgür hissettiler, özledikleri cinsel yolsuzluğa koyuldular. Tanrı öfkesini açıkladı. "Yirmi üç bin kişi bir günde kırıldı" (1.Korintoslular 10:8).

Ayet 24'te Tanrı, "ölümsüz Tanrı'nın yüceliğini" ölümlü yaratıklara benzer şeylerle değiştiren insanları "yüreklerinin tukusunda iğrençliğe teslim" eder; "bu işlerle kendi aralarında bedenleri aşağılansın diye." Ayet 25, 26 ve 27'de ayet 24'te verilen bu bilgi genişletilir.

Ayet 26'da Tanrı, "Tanrı'nın gerçeğini yalanla" değiştiren, "Yaradan'dan çok yaratığa" tapınan (ayet 25) insanları "edepsizlikle ilgili düşük isteklere teslim" eder.

Ayet 27'de bu iğrençliğin, bu edepsizliğin ne olduğu açıklanır: Kadınların kadınlarla, erkeklerin erkeklerle kurduğu sapık cinsel ilişkiler. Yukarıda gördüğümüz gibi puta tapan İsrail oğulları rasgele cinsel ilişkiye düştüler. Yalancı tanrılara tapanların din düzeninde rasgele cinsel ilişki çok yaygındır. Aşk tanrıçası Afrodite'nin tapınakları genelevden farksızdı. Erkek güzelliği tanrısı Apollo'nun tapınaklarındaysa erkekler erkeklerle utanmazlık ederdi.

Pavlus bu mektubu Korint kentinde yazıyordu. Orada hem Afrodite'nin hem de Apollo'nun tapınağı vardı. Pavlus Korintos'ta Sevinç Getirici Haber'i ilk duyurduğu zaman böyle iğrençliğe düşenlerin kurtulduğuna tanık oldu.



Korintos'taki inanlılara daha sonra şunları yazar: "Rasgele cinsel ilişkiye girişenler, yalancı tanrılara tapanlar, evlilik dışı cinsel bağlantıya koyulanlar, oğlanlar, oğlancılar, hırsızlar, açgözlüler, sarhoşlar, sövücüler, kapkaççılar Tanrı hükümranlığını miras almayacaklar. Bazılarınız bu durumdaydınız. Ama Rab İsa Mesih'in adıyla, Kutsal Ruh aracılığıyla yıkanıp arıtıldınız, kutsandınız, doğrulukla donatıldınız" (1.Korintoslular 6:9-11). Hem Afrodite'nin tapınağında rasgele cinsel ilişkiye girişenler hem de Apollo'nun tapınağındaki oğlanlar ve oraya giren oğlancılar kurtulanların arasındaydı. Sevinç Getirici Haber gerçekten her iman edene kurtuluş sağlayan Tanrı gücüdür (ayet 16).

Oysa ayet 24 ve 27'de Pavlus ulusların iğrenç inançlarının getirdiği korkunç sonuçların Tanrı'nın hak yargısı olduğunu vurgulamaktadır. Tanrı onları kendi düşük isteklere teslim etmiştir. Tanrı'nın öfkesi bununla açıklanır. Düştükleri korkunç durum, Tanrı'nın ceza olarak onları teslim ettiği durumdur. Bağırlarına bastıkları "büyük özgürlük" gerçekten onları zincirlerle bağlayan "korkunç köleliktir." Giriştikleri ilişkilerle bedenleri aşağılanır (ayet 24). Bedenleri bu iğrenç ilişkiler için yaratılmış değildi. "Bedenleri aşağılansın diye" sözü böyle ilişkilerle bulaşan hastalıkları da belirtmiş olabilir.

Bunun yanı sıra "sapıklıklarına yaraşan karşılığı kendi varlıklarında" bulurlar (ayet 27). Bu sapıklığa düşenler acınılacak durumdadır. Huzur nedir bilmezler. Normal toplum ilişkilerinden uzaklaşırlar. Vicdanlarıyla baş başa kalınca kendi kendilerinde utanırlar ama onları tutsak eden miskin arzulardan kendi kendilerini kurtaramazlar. Günümüzde sapıklılarıyla övünen ve bunu açıkça yapabilme hakkı için gösteriler yapanların durumu onları yöneten kötü ruhların verdiği cesaret ve kuvvete bağlamak gerekir.

Bu sapıklık nasıl başladı? Kendi kötü isteklerini yerine getirebilmek için gerçek Tanrı'dan bağımsız olmak istemeleriyle. Kendileri için neyin iyi ve neyin kötü olduğunu seçmek istediler. Tanrı'nın iyi olanı kötü olandan ayıran yasalarını bilmek istemediler. İlk atamızın günaha düşüşü böyleydi. Adem ile Havva iyilik ve kötülük bilme ağacından yemekle Tanrı'dan bağımsız olarak kendileri için neyin iyi ve neyin kötü olduğunu seçmek istediler. Ama Şeytan bununla onları aldatmıştı. Kendileri için seçtikleri "iyilik" gerçek değerlerle ilgisi yoktu. Tanrı'nın mutlak iyiliğinden uzaklaşınca durumları kötü oldu. Gerçi kendileri için iyiliği ve kötülüğü kararlaştırmakla "Tanrı gibi oldular." Ama Tanrı'dan uzaklaşınca gerçek iyiliğin tek kaynağından oldular. Şeytan'ı dinleyerek her kötülüğün kaynağının egemenliği altına girdiler.

"Tanrı gerçeğini yalanla" değiştiren, "Yaradan'dan çok yaratığa" tapınan insanlar suçludur. Evrenin Hükümranı'na karşı ihanet etmiş olurlar. "Çağlar boyunca" kutlanması gereken Tanrı'nın haklarını çiğnerler. O'nu yücelteceklerine kendi kendilerine veya başka yaratıklara hizmet sunarlar (ayet 25). Pavlus günahın ve isyan korkunçluğunu ifade ederken Tanrı'yı yücelten sözleri kağıda dökmekten kendini alamıyor: "Tanrı çağlar boyunca kutlansın. Amin" (ayet 25). Pavlus gibi Tanrı'nın yüceltilmek isteği içimizden gelen bir coşku mudur?



Ayet 28 Tanrı'nın kendisine başkaldıran insanları yargı olarak teslim etmesi konusu bu ayette üçüncü kez vurgulanır (ayet 24 ve ayet 26'da vurgulanmıştı). "Tanrı'yı bilme aşamasına gelmeyi" onaylamadılar. Tanrı'yla ilgili gerçeği düşüncelerinde tutmayı kabul etmediler. "Tanrı'yı bilme aşamasına gelmeyi onaylamadıklarından, Tanrı onları... onaylanmayan düşünceye teslim etti." Tanrı suçlarına uygun bir yargı verdi. "Onaylanmayan" kelimesi "sınavdan geçerken gereken seviyeye ulaşmadığı için reddedilen" anlamına gelir. Tanrı'yı bilmek, O'nunla bir ilişki kurmak istemediler. Tanrı onları uygunsuz işler yapmaları için onaylanmayan düşünceye teslim etti.

Bu uygunsuz işler bundan sonraki ayetlerde sıralanır. Teslim edildikleri onaylanmayan düşüncenin kötü ruhların etkisine bırakılmaları olup olmadığı açıkça belirtilmez. Eski Antlaşma'da Kral Saul için şöyle denir: "Bu sıralarda RAB'bin Ruhu Saul'dan ayrılmıştı. RAB'bin gönderdiği kötü bir ruh ona sıkıntı çektiriyordu" (1.Samuel 16:14). Oysa teslim edildikleri düşüncenin sonucunda yaptıkları işler o kadar vahim ve o kadar korkunç ki, kötü ruhların etkisi olmaksızın insanların bu işleri yapması düşünülemez.

Ayet 29 Tanrı'yı bilgilerinde tutmak istemeyen insanlar içlerindeki kötülüğü alt edebilen tek varlığı geri tepmiş olurlar. Kötü düşünceleriyle baş başa bırakılırlar. Uygunsuz işler yapmayı özleyen bu insanların düşüncesinde "her tür bozukluk, aşağılık, açgözlülük, kötülük" dolar taşar. "Bozukluk" diye çevrilen "adikia" haksızlık demektir (Müjde'de böyledir). Doğruluğun tersidir. Tanrı'nın doğruluğuna ters gelen her tür eğrilik ve bozukluktur. "Aşağılık" diye çevrilen "poneria" kötülük demektir. Etkisinde kötü olan, zarar verici davranış ve tutumdur. "Açgözlülük" aslındaki "pleoneksia" kelimesinin tam karşılığıdır. "Pleoneksia" daha çoğuna sahip olmak isteği demektir ("pleon" = daha; eho = sahip (malik) olmak). "Kötülük" diye çevrilen "kakos" özde kötü ve aşağı olanın niteliği, ahlak bakımından eksiklik demektir.

İnsanların haksız ve zarar verici davranışları açgözlülükle yöneltilen kötü bir özyapıdan kaynaklanır. Bencil insanın gözü mala doymayı bilmez. Her zaman daha çok ister. Onu elde etmek için ne kadar haksız ve zarar verici davranışlarda bulunursa bulunsun, fark etmez. Önemli olan istediğini elde edebilsin. İnsanın özünde korkunç kötülük yatar!

Aşağılık ve bozuklukla dolu kişi başka insanları çekemez. Onların başarılarını kıskanır ("fthonos" kıskançlık, çekememezlik). Bazıları çekememezlikte o kadar ileri giderler ki, çekemedikleri kişiyi öldürürler ("fonos" adam öldürücülük). Bazıları düşmanlık güderek hep kavga çıkarırlar ("eris" düşmanlık, kavga). Aşağılık ve bozuklukla dolu insan çıkarı için her çeşit hile ve düzene başvurur ("dolos" yem, tuzak). Bu kişileri tepeden tırnağa saran başka nitelik bayağılıktır. "Kakoetheia" kelimesi kötü töre, kötü terbiye demektir. Müjde çevirisindeki karşılığı olan "kötü niyet" anlamının özünü verir. Böyle kişiler her duruma kötü bir niyetle bakar, başkalarının hareketlerine en kötü yönden bakar, herkese karşı kötülük tasarlarlar. Bu ayetin son kelimesi ayet 30'un yorumu altında ele alınır.



Ayet 30 Kötülükle dolu düşünce yaptığı işlerde olduğu gibi konuşmasında da kendini gösterir. Böyle kişiler kendilerini dedikoduya verirler (ayet 29: "psithuristes" fısıldayan). Çevredekiler hakkında küçük düşürücü söyentleri gizlice yayarlar. Böyle kötüleyici sözleri açıkça söylediklerinde başkalarını çekiştirirler ("katalalos" iftira edici, yerici).

Bu insanlar sadece Tanrı bilgisini kafalarından atmakla kalmazlar, bunun yanı sıra da "Tanrı'yı çekemeyenler" olarak O'na karşı açıkça düşmanlık beslerler ("theostuges" Tanrı'dan nefret eden veya Tanrı'nın nefret ettiği). Bazı yorumcular ikinci çeviri olanağının Pavlus'un demek istediğine daha uygun olduğunu düşünür. Buna göre Tanrı bu kişilerin davranışlarından nefret eder. Böyle kişilerin başka insanlarla olan ilişkileri son derece bozuk olur. "Onu bunu aşağı görenler"dir. Bunu yerici sözler ve kaba davranışlarla belirtirler ("hubristes" küstah, kaba kuvvetle davranan). "Büyüklenenler"dir ("huperefanos" yukarıda görünen). Başkalarını aşağı görünce kendilerini çok büyük görürler. Kendilerini beğenirler.

Kendilerini beğenmiş insanlar boş övünmelerle dolar ("alazon" dolaşan, serseri, sahtekar). Bu kadar kötülük yetmezmiş gibi "uygunsuz işler düzenleyenler" olarak yeni yeni kötülüklerin bulucuları olurlar ("efeuretes kakon" kötü şeylerin bulucusu). Böyle insanların aile yaşamı bozuk. "Ana baba sözünü" dinlemezler ("goneusin apeitheis" ana babaya itaatsiz, inatçı, kanmak istemeyen).

Ayet 31 Düşük düşünceli insanlardır ("asunetos" akılsız, anlayışsız). Herhangi bir konuda doğru bir yargı veremezler. Bunda bir çıkar görürlerse verdikleri sözden çabuk dönerler ("asunthetos" antlaşmayı tutmayan). "Sevgi nedir bilmeyenler"dir ("astorgos" yakınlarına karşı sevgisiz). O kadar sert ve acımasız insanlardır ki, kendi çocuklarına veya babalarına bile sevgi göstermezler. Kendilerinden başkasını düşünmeyen bu kişiler sevecenlikten yoksundur ("aneleemon" merhametsiz). Huyları hiçbir zaman yumuşak değil. Kimseye acımazlar. Kimseye yardım elini uzatmazlar.

Ayet 32 Yukarıda sıralanan kötü işleri yapan kişiler hakkında Tanrı yargısını belirtmiştir: "Bu işleri yapanlara ölüm yaraşır." Bu yargıyı bildikleri halde bu işleri yapmaya devam ederler. Aynı işleri yapanları da onaylarlar. Başkalarının kötü işlerini tasdik etmeleri, Şeytan'ın ani bir kışkırtıyla günaha düşmüş insanlar olmadıklarını gösterir. Tam tersine, kötü yola çoktan alışmış, yürekleri katılaşmış günahlı kişiler olduklarını belirtir. Düşüncesinde Tanrı'yı bulundurmak istemeyen, O'nun gerçeğini yalanla değiştirip Yaradan'dan çok yaratığa tapınan insanların korkunç görünümü budur.