VII. YÜCELİĞE ERİŞME UMUDU (Romalılar 5:1-2)


Yaratan’nın yüceliğine erişmek umuduyla övünüyoruz -Rom.5:2


Bu bölümün girişinde her şeyden önce Pavlus’un şunu tekrarladığını adeta Roma’daki Mesih’i izleyen kişilere şunu bir özet verdiğini gözlemliyoruz: İmanla aklandığınıza göre yani birinci basamak ve esas olan şeyin öncelikle Yaratan’ı edinmek olduğunu ifade ediyor Pavlus. Daha önceki çalışmalarımızda belirttiğimiz gibi öncelikle “kalp noktamızın” Ruh’un işiyle açılması esastır. Ruh’un bu kadar önemli olduğunu zaten yazılardan da öğreniyoruz “bütün günahların bağışlanabileceğini ama Ruh’a karşı küfrün asla bağışlanamayacağı” şeklinde bir ifadenin “yeni antlaşma içinde yer aldığını biliyoruz”. O zaman gerçektende Yüce Allah’ın Ruh’unun işlevini bir üçüncül işlem olarak görmek oldukça yanlıştır. Yani elbette Göksel Baba, yani tarif edemediğimiz o muhteşem varlığa “hiç-varlık” diyebileceğimiz aklımızın havsalamızın alamayacağı varlığa Yaratıcımıza biz tarih boyu Yaratan’ı kendi yaşamlarında tecrübe etmiş ve O’nun o muhteşem nuruyla aydınlanmış üstatlar sayesinde bir aile reisi “baş” olma anlamıyla mecazen “baba” ifadesini kullanıyoruz. Ama esasında o özü, o muhteşemliği ancak “hiç-yani hayal bile edemeyeceğimiz ama bütün her şeyi ile varlığını hissedip tecrübe ettiğimiz-varlık” olarak biliyoruz. İşte o muhteşemliğin bir işlevini Muhteşem Ruh’unda görüyoruz. Bir diğer işlevini de gönüllere taht kurup bizde tamamen Mesih’i düzeyini yansıtan yine yakınlık sebebiyle ve mirasçılık nedeniyle Oğlu unvanını verdiğimiz Mesih’i aracılığıyla görüyoruz. Ve o Mesih bizde öncelikle Ruh’un işlevinin yüreğimizi hazırlaması sonucunda yüreğimize teşrif etmiş oluyor.


Bütün bu açıklamaların doğrultusunda o zaman Pavlus’un ifade etmeye çalıştığı şeyin öncelikle Ruh’un işlemi ile “kalp noktasının” “gönül gözünün” açılması hadisesinin gerçekleşmesidir. Bu da yavaş, yavaş Yaratan’ı “sevgi ve ihsan” olarak varlığımda hissetmem yani “O’nu karakteristik özellikleri ve ışığıyla varlığımda edinmem” kısacası “iman etmem” anlamına gelmektedir. Bu şekilde bir iman ise “doğru olan şey ve bizim Yaratan’la paralel doğru, O’nun istediği bir seviyede olmamız demektir”. Böyle olmamız da “aklanmamız, Yaratan gözünde eğikliğimizin düzeltilmiş olması, en azından düzeltilme yoluna çıkmamız anlamındadır”. İşte bu noktadan sonra bizler aslında Efendimiz Mesih İsa’da Yaratan’la barışmış oluyoruz. Yani bütün bu aşamaları kaydetmek aslında Efendimizin hayat boyutlarına gelmek dolayısı ile Mesih İsa’yı hayatımıza almamız demektir. Onun ölümü ile nefse ölmek ve dirilmesi ile neftsen hayata “Sevgi ve İhsan’a yani “Yaratan ile form eşitliğine” geçmemiz demektir.


Geçiş noktası aslında Sevgi ve İhsan O’lan’ın bize ışığını lütuf olarak takdimi (önce lütuf seviyesini alıyoruz) ve sonra bizim bu ışığın bizde “edinim yani iman olmasıdır”.(lütfün akabinde iman düzeyine geliyoruz) Bu edinim aslında “Efendimizi” artık hayatımıza almış olmamız yani “insan-ı kamil” hayatıdır. Bu düzey bize “baba-oğul” Zenginliklerin kaynağı ve bu zenginlikleri lütufla miras bırakacak olanın mirasçısı olma şeklinde çok yakın “birlik” ilişkisidir. Bu ilişkide iki tarafı bir araya çeken Ruh’un işidir.(lütuf ve iman düzeyinden sonra dar kapıdan yani Mesih’ten geçiyoruz) Yani bu muhteşem bir O’lan, tekliğinden şüphe olmayan Yüce Allah’ın algımız dışı işlerine bir manada yeryüzünden bizim anlam yüklememizdir. Yahut ışığı algılamamız için gelen ışığa bir takım isimlerle kaplar teşkil etmemizdir.


Zaten bütün yaratıklara isim verme yetkisi bize verilmedi mi? Çoğal ve hükmet ifadesi de yine bize yani insanlık alemine verilmedi mi? Bakın bu düzeyde biz de işlemiş oluyoruz. İşte bu üç düzey sonrasında ise artık dördüncü düzeye geliyoruz yani bu düzeyde artık manevi manada iken artık dünyada ama dünyadan olmadığımız ve ruhlarımızın sürekli huzurda durduğu ve Yaratan’ı Ruh’unun ışığını sürekli yansıtarak yani Mesih’ini ifşa ederek diğer insanlara da sürekli nuru yansıtan ve Nur’a çekilen yani “sonsuzluğa” çekilen bir hayat ifşa ediyoruz.


MESİH’İN YÜCELİĞİ


Baba, Oğul’u yücelt ki, Oğul da seni yüceltsin –Yuh.17:1

Efendimiz İsa aslında bir manada o muhteşem insanı dolayısı ile Yaratan’ı tam olarak edinmiş olanı ifşa eder. Bu muhteşem bir yansımadır, muhteşem bir ilandır.


Dolayısı ile bu ilanda kainatın tamamı Yaratan’ın muhteşemliği ve kutsalıdır. Yarattığı insanı da kainatın kutsalı O’lan o biricik O’lanın yansımasıdır. Dolayısı ile önce Adem’de soru soran insan, Nuh ile bir nesle öncülük için antlaşma ile karşılaşmış ve İbrahim’le harekete geçip bir çok parçaları bir kenara bırakıp doğrudan bütüne yürümüş ve bütüne yürüyünce de Musa ile ışıkla yüz yüze gelmiştir. Bu ilerleyişte hedef Mesih düzeyinde “Adem’de düşmüş insanın benini tanıyıp BEN’i edindiği” Yaratan’la form eşitliğine kavuştuğu Efendimiz Mesih’in kurtarış noktasına doğru geçmektedir. Aslında bu düzeyler bütün insanlar için mevcut düzeylerdir. Oysa Mesih’in yüceliğinin dorukları ölme noktasıdır. Artık bizi götüren “kendim için küçücük bir rıza” göstermenin “alma arzusunun” işlemesinin bile kalmadığı ölme ve Yaratılanın diriltme gücünde dirilme noktasıdır. Bu “kaseden, bu kaptan Mesih İsa” içmiştir. Hem de “benim değil Senin isteğin olsun” diyerek.


Yapmam için bana verdiğin işi tamamlamakla Seni yeryüzünde yücelttim-Yuh.17:4


Nuh’un kendisi imanla uğraştığı ve inşa ettiği gemiye binmesi aslında Yaratan’ın vaadinin bir sonucudur. Yani binmeden önce “emniyetle gemiye binmesi ve orada korunacağı konusunda” ona söz veren Yaratan’ın kendisidir. Bu sözle yürüyüşüne devam eden Nuh gemiye binmiş ve sonunda da vardığı emin diyara indiğinde ise yine muhteşem bir antlaşma ile inmiştir. Aynı bu manada olduğu gibi insan dünya için Nuh’un gemide olması gibidir. Aslında Nuh’un yeni bir nesle temel olma daveti vardır. O zaman bu temelde dikkat edilirse. Nuh adeta insandır. Ve dünyaya yani gemiye gelmeden önce kendisinden vazifesi konusunda vaat verilip kendisinden de söz alınmıştır. Bu bağlamda dikkat ederseniz, Efendimiz Mesih’te bütün insanlık ve Yaratan temsil edilmektedir. Yüzde yüz Yaratan ve yüzde yüz Tanrı olması bu noktadır. Bu nokta da Efendimizin ifadesinde bu nedenle “verilen işi tamamladım” sözü yer almaktadır.


Yani Yaratan’ın Yesu’dan (kurtarıcı) manasını içeren ismi taşıyan İsa Mesih’ten beklenen dünya sürecinde “ölmesi” noktasına kadar gelen süreç içinde “Mesih’i hayat takdimi” hizmetini tamamlamıştır. Sunulan Mesih’i hayat Yaratan’ın pak “sevgi ve ihsan O’lan” varlığının yansıtılmasından başka bir şey değildir. O zaman bu da Yaratan’ı yüceltmektir. Her bir ferde Mesih İsa bunu takdim ederek “Kurtarıcılığının” bütün vasıflarını yansıtmış ve o esas “günahları” paklayan yani gerçekten “kişinin kendisi için alma arzusuna” ölmesi gerekliliğini ilan eden ve bizimle bütünleşen ölümü ve elbette dirilişi ile de bu yüce görevini tamamen bitirmiş olacak ve tamlığın en üst mertebesinde Yaratan’ı yüceltmiş olacaktır.


Baba, dünya var olmadan önce ben Senin yanındayken sahip olduğum yücelikle şimdi beni yanında yücelt-17:5


Nuh’un gemiye binmeden önce Yaratan’ın onu telkini ve antlaşması misalinde olduğu gibi Yaratan’dan dünyaya geliş esasında Efendimizin bedende vücut bulmadan mevcut bulunduğu makamda Yaratan’la bütünlüğün yüceltilmişliği burada yeniden gündeme gelmekte ve böylesi bir yüceliğe erişme yolunu efendimiz talep etmektedir. Bu talepte derinlik ezelden ebede yolculuğun bariz işaretleri vardır. Burada mevcut Yesu olma yani “kurtarıcı olma” görevi dolayısı ile kendini boşaltmanın “sevgi ve ihsandan” yani doluluktan verilmiş olmanın ve vermiş olmanın boşluğunda talep yeniden doluluğa geri dönüş ve bu dönüş dolayısı ile Yaratan’la “Baba ve ben” biriz dönüşüdür. Ve bu dönüşte “bana verdiklerinin de bulunduğum yerde benimle birlikte olmalarını ve yüceliği görmelerini” yani aynı ortamda yüceliğe erişmeleri istemi de sıralanmaktadır (17:24). Bu yüceliğin Efendimizin düzeyindeki ifadesinin örneğidir.


Yüzü güneş gibi parladı, giysileri ışık bembeyaz oldu. Musayla İlyas..İsa’yla konuşuyorlardı-Mt.17:2-3


Bu yücelik iki anlatımda biraz daha görselliğe yansıtılmaktadır. O meşhur “görünüm değişimi” hadisesinde aslında Mesih’in o yüceltildiği noktanın Yasa ve Peygamberliğin temeli üstünde ve esas manalarını irdelemek koşuluyla Yaratan’ın bahşettiği bir nokta olduğu vurgulanmaktadır. Yani Efendimiz Mesih İsa her şeyden önce daha kainata gelmeden önce vazifelendirilmiş olmanın ayrıcalığı ve yüceliği içindedir ve ayrıca dünya üzerinde bu hizmetini kusursuz ve Yaratan’la eşit formda icra etmeden ötürü yücelik içindedir. Ayrıca bu yüceliğe Yüce Allah’ın o aydınlanmış ışık insanları olan ve Tora’yı temsil eden Musa ve Peygamberlik yazılarını temsil eden İlyas ile olan muhabbete ve alaka büyük etki etmektedir. Ve elbette haça gidiş noktasındaki ifadeleri ve “ölüm ve diriliş” hadisesi de bir bütün olarak Efendimiz Mesih İsa’nın “efendi ve kurtarıcımız” olması hasebiyle yüceliği benliğinde taşıma, erişme ve kendisiyle bütünleşenleri de aynı noktaya eriştirme gibi yüksek hizmeti gözler önüne serilmektedir.


Kısacası Tora ve Peygamberlik yazıların tamamı da bizlere esas ulaşılma noktasının bütün yazıların arka manalarında mevcut olan Yara- tan’la bütünleşmek, O’nu edinmek ve Mesih İsa’da biçimlenmek olduğunu anlatmaktadır. Bu anlayışlarda Mesih’te ölüp dirilen yürekler Mesih İsa ile birlikte mecaz ifadeyle Yaratan’ın tahtı yanında olacak insanlar, yine mecazi bir ifadeyle yüzleri nurla, Yaratan’ın haz ışıklarıyla pırıl pırıl olacak olan ruhlardır.


Fakat bu olayda farkındaysanız öğrencilerin hem de Petrus, Yakup ve kardeşi Yuhanna’nın anlayışı tamamen dini düzeydedir. Hemen bir çardak yapma, bir mekan, bir kurulu sistem oluşturma gayreti içindedirler. Oysa esas olan bu kişilere çardak yapmak değil Efendimizin yaşadığı bütün edinim ve izlenimleri ve öğretilerini aynen algılayıp hayata geçirmek ve esası bir manada Mesih’i benliğimize nakşetmektir. Bu örnek aslında bütün anlatılanların ne kadar çabuk bir biçimde “mana çalışması” dışında “maddi ve elle kolla yapılan işler” şeklinde dini düzey dediğimiz bir düzeyde anlaşılmaya açık oldukları gerçeğidir.


Bu örnekte Mesih’in yüceliğe erişme yol çizgisini gördüğümüz gibi aynı şekilde Pavlus’un Şam yolundaki o manevi tecrübesinde de Yüceltilmiş Mesihin “maneviyat düzeyindeki” yerini görmemiz mümkündür. Yani Efendimizin sadakatle yeryüzündeki hizmeti sonrasında da samimiyetle onu izleyenler için dönüm noktası olabilecek düzeyde etkindir. Bu da Baba’nın Oğul’u ne denli yücelttiğinin güzel bir göstergesidir.


Yaratılış aleminde insan “isim çağır” “çoğal” ve “hükmet” kavramı ile aslında gerek Nuh’un düzeyinde anlatılmaya çalışıldığı ve esas varılması gereken “efendimizin kurtarış” düzeyinde anlatıldığı gibi belli bir “iş” için “sorumluluk” için dünyadadır. Her şeyden evvel “sevgi ve ihsan O’lan’ın” doluluğundan hiçbir karşılık beklemeksizin sunacağı her şeyi “alabilmek” için vardır. Ama sadece alma içinde olsaydı robot olmuş olacaktı. Aynı zamanda “suret” olarak yaratılmasının nedeni “kendi başına Yaratan’ı da taklit etmesiydi”. İşte o vakit tam olarak “doğru” sayılacaktı. Efendimiz Mesih İsa’nın kurtarışı işte bu son noktadır. Yaşamı ve ölümü ve dirilişi ile sunulan verilmek istenilen bu son nokta Yaratan’a geçiş kapısının yaşama indirgenmiş olmasıdır.



BİZİM YÜCELİĞE ERİŞME GAYRETİMİZ


Herkesle barış içinde yaşamaya, kutsal olmaya gayret edin- İbr. 12:14


Yukarıda aslında Efendimizin yücelikten yücelikle donatılmış olarak yüceliği varlığında taşıyarak yüceliğin sağlanışı için dünyaya gelişi ve işi ile de yüceliği kendi varlığında ifadesi ile Yaratan’a yükselmesi aslında bir anlamda “insan-ı kamil” olma yani “Yaratan sureti” olma mecburiyetindeki “kendi benliğinde” düşmüş bütün insanlık için dikkatle izlenildiğinde geçilmesi gereken “mana yoludur”. Bu yol yürünmezse kutsal yazılarda bir çok kaybedenler gibi “acılar yolunda” bocalayıp durması esası vardır.


Dikkat edersek başlangıçta lütuf(ruhun kalp gözümüzü açması), iman (Yaratan’ın sevgi ve ihsan olduğunu edinmek), geçiş noktası (yani kurtuluş kapısı olan Mesih İsa’yı edinmek) ve sonra huzurda durmak demiştik. Ve Pavlus’un ifadesine göre imanla (Yaratan’ı edinmeyle) doğru sayılanlar Mesih İsa’da yani efendimizi gönenerek, o düzeyde bir yaşamı sergileyerek Yaratan’la aralarındaki “benlik” yüzünden ayrılığı “barışa” “esenliğe” “hazza” yani “nura, ışığa” çevirmişlerdir. O zaman İbranilerdeki bu ifade nettir. Yani “barış” içte ve dışta.. Kendinizle ve dışınızdaki insanlarla. Yani Yüce Allah’ı bütün yüreğinizle sevmek ve dostunuzu kendiniz gibi sevmek ilkesinde olmak. Ve İbraniler 12:14 devam ediyor ; “eğer böyle olmazsanız yani kutsal olmazsanız RAB’bi göremezsiniz”. Çok net. Form eşitliği yoksa aynı ortamda iki kişinin oturması dahi mümkün değil, suyun yüz derece olmadan buharlaşması dahi mümkün değil, o zaman eğer Yüceliğe erişmeye gayret ediyorsak ve Mesih İsa’yı sadece dini seviyede algılıyor, O’nun aslında yukarda anlattığımız bütün değerlerle bizde olma ve böylece içten dışa bir kurtarışta bulunma gayretini anlamıyorsak o zaman bizim Yaratan’la buluşmamız mümkün değil. “Baba ve ben” biriz diyen durumda Efendimiz olmadıkça Baba’yla bir olmamız mümkün değil.


Ve biz hepimiz peçesiz yüzle RAB’bin yüceliğini görerek yücelik üstüne yücelikle O’na benzer olmak üzere değiştiriliyoruz. Bu da Ruh olan RAB sayesinde oluyor- 2.Kor.3:18


Musa’nın deneyimi aslında Adem’in sorusunun Nuh’ta antlaşmayla desteklendiği ve İbrahim’de harekete geçişle Musa’da Yaratan’ın ışığına ulaşıldığı çizgisini hepimiz biliyoruz artık. Bu durumda Musa’nın Yaratan’la geçirdiği içten zaman sonucunda ne elde ettiğini de çok iyi biliyoruz. Yazılara göre o gün “kendi beninin üstüne çıkıp” (Sina dağında) manevi çalışmasının en üst doruklarında sonunda Yaratan’ın nuru ile karşılaşmıştı Musa. Bu yüceliğin en üst basamaklarından sonra elbette Mesih’le bütünleşme seviyesi gelmektedir. Bu seviyede aslında Musa’nın seviyesinin de üstünde bir iç çalışmanın yani Mesih İsa’nın yüreğe yerleşmesinin ve biz de Mesih’in ifşasının sonunda edinilen bir seviyedir bu seviye ve süreklidir. Yani Yüce Allah’ın Mesih’inde Ruh’u ile sağladığı kurtuluş lütfünden sonra gün be gün kişi manevi derinliklere doğru İsa Mesih’in yolunda ve izinde ve onu gönenerek ilerlemeye başlar.


İşte bu yüceliğin sürekli olarak safha değiştirmesi anlamındadır. Çünkü iniş ve çıkışlarla bezenmiş olsa da artık belli bir düzey üzerinde hep yükseliş söz konusudur. Bu “yücelik üstüne yücelik” deneyimidir. Mesih İsa adeta dışardan içeri varlığımızı yavaş, yavaş tamamen kapsamış olmaktadır. Musa’nın yüzünü bir müddet gizlemesinde bu yüceliğin yani “kalp noktasının” tamamen “sevgi ve ihsan O’lanın” ışığı ile dolmuş olmanın verdiği o müthiş aydınlığın bu dünya ile tezat oluşturmasından kaynaklanmaktadır. Ta ki yeniden Musa yeryüzünde olduğu konumu ile uyum içine girene dek bu nurun aydınlığı ile dünya arasına bir perde koymuştur. Işığın oluşturduğu tezat durum nedeni ile bir müddet dünya seviyesi içinde tamamen göksel (yani yüksek) seviyeleri yansıtmıştır. Aslında Mesih İsa’nın düzeyi göksel seviyelerin yersel algılarla tezatlığının ortadan kalktığı bir seviyedir. Bu nedenle bu seviyede aslında parıldayan göksel ışıma (yani Yaratan’la form eşitliğinde olmak, O’nun sevgi ve ihsan özelliğini yansıtma şerefine nail olmak) artık perdesiz söz konusu olabilmektedir. Alınan ışık sevgi ve ihsan olarak bizden önce Yaratan’a sonra da Yaratılan’a takdim edilmektedir.


Aslında Efendimizin düzeyinde ve kurtarışında olan kişiden beklenti “üst akla tutunmuş” ve “kendi için alma arzusundan” tamamen yükselmiş ve bir manada kendi Sina dağı üzerinde Tora ile yani ışık ile karşılaşmış bir kişi olmasıdır. Bu düzey esasında milletin özellikle din sınırları içinde tanımladığı ya da bir manada “satmaya kalkıştığı” anlayışlarda olduğu gibi çok basit bir hadise değildir. Yaratan bütün varlığı ve doğası ve içinde hepimizle birlikte muhteşemdir. Her ne kadar sadelik varsa ki bu bütünlüğün temsilidir diğer tarafta bu sadelik içinde büyük bir ayrıntılar dünyası daha doğrusu sarmalı vardır ve hiçbir kaosa meydan vermeksizin bu sarmal çalkar halinde dönüp durmaktadır.



YARATANIN YÜCELİĞİ


Yaratan’ın yüceliğine erişmek umuduyla övünüyoruz – Rom.5:2


Şu kesinlikle unutulmamalıdır ki, “O’ndan başkası yoktur”. Yani bütün her şey, bütün kainatına planı programı ve kurtarış planı dahil ve antlaşma ve İsrael ve Tora ve her şey sadece ve sadece Yaratan ile Yaratılan arasındaki bağ için dolayısı ile Yaratan için vardı. Sadece Yaratan’ın, O yüce O’lan’ın yüceliği için vardır. O zaman bu görkem, bu muhteşemlik, bu yücelik anlaşılmadan Efendimiz Mesih İsa’nın kurtarışını ve Kutsal Ruh’un işlevini anlamak dahi mümkün değildir. Ama ne yazık ki çoğu zaman Yaratan’ın yüceliği ve hükümranlığı anlaşılmaksızın ve hatta ihmal edilerek Mesih’in kurtarışından bahsedilip durulmakta ve “sadece günahlarımızdan bizi kurtarmak için bir operasyon için Efendimizin Kurtarıcılığından” bahsedilmektedir. Oysa bu düzeye indirgenmiş bir kurtarış planı sadece ve sadece bizim egomuzu tatmin eden bir ruhsal ve psikolojik tatmin ve rahatlamadan başka esas “tövbe ve göklerin egemenliği” düzeyini dolayısı ile o yüceliği bize getirmeyecektir. Çünkü her şeyin esas sahibi “Yüceler Yücesi” “Efendimiz Mesih İsa’nın Babası” tanınmadıktan ve anlaşılmadıktan sonra O yüceliğin esintisi üzerimize inecek değildir ve o zaman sadece kısmi, eksik bir kurtuluş ve kurtarış anlayışı ile Baba olmaksızın Oğul ve hatta Kutsal Ruh anlaşılmaksızın Oğul ilişkisinde kalınırmış olacaktı. Oysa eğer tarihi ve klasik Mesih İnancında dahi “Baba, Oğul ve Kutsal Ruh’ta Tek Bir O’lan” şeklinde bir inanç açıklama temeli varsa o zaman bu “bütünlük” değerini her zaman göz önünde bulundurmak esas olmalıdır.


O zaman Yaratan’ın yüceliğine erişmek umuduyla övünme sözü içinde bu “Yaratan’ın yüceliği” nedir?


a. Yücelik kavramı içinde bulunulan ya da alışılmışın üstünde olan bir üst düzeye, seviyeye işaret etmektedir. “Yaratan’ın yüceliği” ise aslında bulunduğu düzey itibariyle bütün her şeyi kapsayan ve en küçük ayrıntılara kadar nüfuz eden otoritesi, hükümranlığı ve bütün merhamet, sevgi, şefkat, adalet ve daha aklımıza gelebilecek bir sürü karakteristik özellikleriyle hakimiyeti bütünlüğü olan bir yüceliktir. Yani bu yücelikte aslında bizim ancak yüceliğe tamamen, yüzde yüz eğilmemiz, itaatimiz bir cevap olacaktır. Ve her itaat adımımıza bir de bu yüceliğin bir ufacık karakteristik özelliğini yansıtabilmeyi de ekleyebilirsek işte bu da tamamen yüceltme ve dolayısı ile eksikliğimizin farkında bir ibadet hükmüne geçmiş olacaktır.


b. Yücelik kavramı içinde bulunulan ya da alışılmışın üstünde olan bir üst düzeyi, seviyeyi ifşa etmektedir. Yani bir önceki maddede yücelik “makam mahiyetinde” en üstü işaret ederken bu makamın kendini ifadesi yani tavır, davranış, daha doğrusu kendini ifşası ile kimsenin erişemeyeceği düzeylerdeki bütün hareket ve davranışlarını içermektedir.


Ancak bu denli “enleri” kapsayan bir yücelik Yaratan’ın yüceliğidir. Bu yüceliğe erişmekse elbette O’nun suretlerinin yaratılmışlıktan kaynaklı iç programları yaratılış amaçlarıdır. Ve “bu yüceliğin” ufacık ediniminin bile farkındalığı insanı bulunduğu düzeyden harekete geçirecek olan inanılmaz bir çekiş gücüdür. İmanla Mesih İsa’da Ruh’un rehberliğinde yaşam ancak bu çekiş gücünün özüne doğru özümüzün çekilmesi “yüceliğe erişme umudumuzdur”. Orası en üst düzeydir. Yaratılışın gayesidir. Hedef noktasıdır. Sonsuzluktur. Cennet tabiri eğer kullanılacaksa bu noktadır. Bütün ruhların gönderildiği, mecazen bedenlere üfürüldüğü başlangıç noktası alfadır ve varılacak olan sonuç noktası omegadır. Bütün bunlar alfa ve omega arası ve tamamı bütünlüktür. Bütünlük “iyi O’landır”. O da Yüce Yaratan’dır. Yüceler Yücesi Yüce O’lan ve Yüceliğin tam kendisidir. Bizim ulaşmamız çok zor da görünse bu muhteşem göz kamaştıran Yüceliğe ancak Mesih’le Mesih’te adım atmak, yönelmek ve “doğru sayılmak” kavramının bizde yerli yerine oturması mümkündür. İşte “yüceliğe erişme umudunun” başladığı nokta bu noktadır. Burada Musa’nın tecrübesinde olduğu gibi ancak Yaratanla yürünürse bütün mana değerlerini edinmek ve hazla devam etmek ve “iyi” O’lan yüceliği her an hissederek gönenmek söz konusu olabilir. Bu da “yüceliğe erişme yolcusunun” bütün iyiliklerin önünden geçirileceği vaadi ile yüzleşmesi ve bu lütufla sonsuz hazza kavuşma umudu olması demektir.


Bütün iyiliğimi önünden geçireceğim –Çıkış 33:19


Musa Horev’den ayrılma zamanı geldiğinde Yaratan’ın da kendileriyle olmasını talep ediyordu. O yoksa diğer insanlardan bir fark kalmıyordu. Çünkü bütün insanlık Adem düzeyinde öncelikle kendi benliklerinin farkına varma ve dolayısı ile hep kendileri için alma çalışmaları ve çabaları içindedirler. Fark ancak Yaratan’ın edinilmesiyle söz konusudur. Eğer Yüce Allah “sevgi ve ihsan O’lan’sa” O’nu edinmeye yani Mesih İsa’yı bürünerek O’nu yansıtmaya başlamak demek bu muhteşem karakteristik özelliği yansıtmak ve bir başka deyişle de yüceliğe ulaşmak demektir. İşte bu bağlamda Musa’nın yalvarışı “Sen olmazsan asla gidemeyiz” şeklinde hitabı aslında bu yüceliği hem makam hem işlev itibariyle üzerlerinde görme arzusunu dile getirmektedir.


Bu istemin karşısında aslında Yüce Allah kendi yüceliğini şu cümlede çok güzel bir biçimde ifade etmektedir: “Bütün iyiliğimi önünden geçireceğim”. Yaratan zaten “iyi O’landır”. O’nun bütün varlığın sahibi olması, “iyi” olması ve aynı zamanda “yüceliğin” makam ve işlev olarak mevcudiyeti anlamındadır. Bu yüceliğe en ufak bir adımsa “iyiliklerinin bize göre iyi ve kötü dahi olsa, iniş ve çıkış dahi olsa- önümüzden geçmesi” anlamındadır. Bu da “yüceliğe erişme yolu” demektir.


Ruh’un işlevi ile “kalp gözü” açılmış olan kişilerin yürekleri artık Mesih’e hazır yüreklerdir. Bu yürekler yüceliğe hazırlanmaktadırlar. Mesih’in yüreğe gelmesi ise Yaratan’ın “sevgi ve ihsan O’lan” ifşasının yüreğe gelmesi demektir. Yüce Allah kainatın bütününü kapsayan görkemi ile artık Mesih İsa’da ve Ruh’unun teşvikinde yürekte ifşa olunmaktadır. Dolayısı ile yürekte yüceliğin idraki başlamış ve bu artık akla da hükmetmeye başlamıştır. Yani “yeni doğuşla” manevi manada yenilenmeye başlayan insan artık “düşüncesinin de yenilenmesiyle” “yücelikten yüceliğe doğru hareket” etmektedir. Bu artık yücelik yolunda Adem düzeyinde soru ile başlamış, Yaratan’ın muhteşem teşviki ile Nuh gibi “göklerin egemenliğine” dahil olmaya hazır olmuş ve Musa gibi beninin üzerine çıktığında Tora ile karşılaşmış olan insan bu noktadan sonra Yaratan’ı edinme düzeyinde O’nun Mesihi’ni yüreğine “efendi ve kurtarıcı olarak” almak kaydıyla esas ulaşması gereken hatta olması gereken düzeye -“konuşan düzey olan-insan-ı kamil” düzeyi olan Yüceler Yücesinin suretinde yaratılmış olduğu o esas “insan” düzeyine ulaşmaktadır. Bu düzeye ulaşan için Mesih’in doğruluğunda Ruh’un eşliğinde Baba’ya sonsuz yaşama yürüyüş başlamıştır. Burada imanla yani “Yaratan’ı edinmekle” başlayan ve Mesih’te bizi doruklara harekete geçiren lütufta aslında “yüceliğe erişme umudu” bizim için basit, belki varılır tarzında bir umuttan ziyade “sahici, hakikaten Ruh’un gücünde ulaşılmak için hazırlanarak bize lütfedilmiş bir umuttur”. Bu da zaten yücelikte var edilmiş olan alem içinde alem olan bizler için bir manada tek kurtuluş yolu, tek istikamettir.


Ya Mesih’le mana yolunda çok daha seri ve güvenli bir sonsuzluk seyahatine ya da kendi başımıza acılarla emin olmayan ağlayış ve dış gıcırtısı yolu ile sonsuzluk esaretine..