H) DEFİNE BENZETMESİ

Matta 13:44-58

44  ‹‹Göklerin Egemenliği, tarlada saklı bir defineye benzer. Onu bulan yeniden sakladı, sevinçle koşup gitti, varını yoğunu satıp tarlayı satın aldı. 45  ‹‹Yine Göklerin Egemenliği, güzel inciler arayan bir tüccara benzer. 46  Tüccar, çok değerli bir inci bulunca gitti, varını yoğunu satıp o inciyi satın aldı.›› 47  ‹‹Yine Göklerin Egemenliği, denize atılan ve her çeşit balığı toplayan ağa benzer. 48  Ağ dolunca onu kıyıya çekerler. Oturup işe yarayan balıkları kaplara koyar, yaramayanları atarlar. 49-50  Çağın sonunda da böyle olacak. Melekler gelecek, kötü kişileri doğruların arasından ayırıp kızgın fırına atacaklar. Orada ağlayış ve diş gıcırtısı olacaktır.›› 51  İsa, ‹‹Bütün bunları anladınız mı?›› diye sordu. ‹‹Evet›› karşılığını verdiler. 52  O da onlara, ‹‹İşte böylece Göklerin Egemenliği için eğitilmiş her din bilgini, hazinesinden hem yeni hem eski değerler çıkaran bir mal sahibine benzer›› dedi.53  İsa bütün bu benzetmeleri anlattıktan sonra oradan ayrıldı. 54  Kendi memleketine gitti ve oradaki havrada halka öğretmeye başladı. Halk şaşıp kalmıştı. ‹‹Adamın bu bilgeliği ve mucizeler yaratan gücü nereden geliyor?›› diyorlardı. 55  ‹‹Marangozun oğlu değil mi bu? Annesinin adı Meryem değil mi? Yakup, Yusuf, Simun ve Yahuda O'nun kardeşleri değil mi? 56  Kızkardeşlerinin hepsi aramızda yaşamıyor mu? O halde O'nun bütün bu yaptıkları nereden geliyor?›› 57  Ve gücenip O'nu reddettiler. Ama İsa onlara şöyle dedi: ‹‹Bir peygamber, kendi memleketinden ve evinden başka yerde hor görülmez.›› 58  İmansızlıkları yüzünden İsa orada pek fazla mucize yapmadı.



AÇIKLAMA: Mesih Göklerin Egemenliğini benzetmelerle tarif etmeye devam eder. Burada İsa Tanrı'nın Egemenliğini bir defineye ve inciye benzetir. Böyle bir hazine bulan onu elde etmek için gözünü kırpmadan varını yoğunu satar. Aynı şekilde Tanrı'nın vaat ettiği Egemenlik o kadar kıymetli ki uğruna her şeyimizi feda etmeye değer. Peki onu o kadar değerli kılan nedir? En başta Tanrı'dan olması tabii. Aynı zamanda ebedi olması. Bu dünyada ne kadar biriktirirsek, hepsi burada kalacak. Atasözünde dediği gibi 'Kefenin cebi yoktur'. Burada kalan her şey eninde sonunda yok olacak. Ama Tanrı'nın Egemenliği için çabalasak, hayatımızı O'nun için harcasak asla pişman olmayız çünkü emeğimizin bin katını ebediyen alacağız.

İsa bir benzetme daha anlatır. Göksel Egemenliği bu defa bir balık ağına benzetir. Balıkların ağdan hiç bir haberleri olmaz. Ama bir anda ağ çekilir ve hepsi yakalanır. Sonra iyi ve kötü olmak üzere iki gruba konulurlar. Aynı şekilde günün birinde Tanrı'nın dünya üzerindeki ağı çekilecek ve hepimiz O'nun önünde yargılanacağız. Mesih'e inanan ve onun buyrukları doğrultusunda yaşayanlar sonsuz hayata girecek, O'nun reddedenler ise sonsuz azaba gidecekler.

Bu bölümün sonunda daha önce gördüğümüz manzarayı yine görüyoruz. Din bilginleri Mesih'i reddettiği gibi bu defa kendi yurttaşları ve ev halkı da onu reddediyor. İlginçtir çünkü kendi ağızlarıyla O'nun olağanüstü bir yetkiye sahip olduğunu kabul ediyorlardı, ancak gözlerinde İsa hala sokaklarında büyümüş, marangoz dükkanında babasının yanında çalışmış sıradan bir insandı. Böylece imansızlıkları yüzünden Mesih pek mucize yapamadan oradan ayrılmak zorunda kaldı. Üzüntü verici çünkü Tanrı'nın en büyük hazinesi aralarında büyüdü ama onu bir türlü fark edemediler. Kendi gururlarından dolayı O'nun üstünlüğünü kabul etmek istemediler. Oysa ki Mesih her şeyden daha yüce ve tüm övgüye layıktır. Peki bizler Mesih'i nasıl tanıyoruz? Sıradan bir peygamber olarak mı? Yoksa İncil'in dediği gibi 'Tanrı'nın sırrı ve bilgeliğinin bütün hazinelerinin saklı olduğu Tanrı Oğlu' olarak mı? Çünkü gerçek Mesih budur!