AÇIKLAMA: Mesihharika bir öğretmendi. Bazı öğretmen çok bilgili olabilir ama dinleyicilerin anlayacağı şekilde öğretmedikten sonra söyledikleri havada kalır. Mesih sözünü ettiği Göklerin Egemenliği’nin sırlarını sıradan halkın anlayabileceği güncel örnekler ve renkli benzetmeler kullanarak aktarırdı. Bu şekilde çocuklar bile Mesih’in ne dediğini rahatlıkla anlayabiliyorlardı. Aynı zamanda İsa bu şekilde kendisine düşman kesilen din bilginlerine karşı öğretisini kamufle etmiş oluyordu. Böylece yalnızca yüreği açık olanlar anlatmak istediği sırları çözebiliyorlardı. Bu bölümde Mesih birçok benzetmeye başvurarak Göksel Egemenliğin içyüzünü göstermekle beraber esas kimlerin ona layık görüleceğini anlatır. İlk benzetmede tohum eken bir çiftçi söz konusudur. Tohumu sağa sola saçar ancak her tohumdan arzu ettiği güzel ürünü bulamıyor. Neden? Çünkü her tarlada olduğu gibi bu tarlada da bazı sıkıntılar vardır. Tarlanın kenarında insanların yol olarak kullandığı sertleşmiş patikalar var, dolayısıyla oraya düşen tohum kök salamadığı için kuşlara yem oluyor. Tohumların bazısı kayalık yerlere denk gelir. Oraya düşen tohumlar hemen filizlenir ancak kök salamadıkları için kısa bir süre sonra kuruyup gidiyor. Başka tohumlar dikenlere denk gelir. Bunlar başta güzel gelişir fakat büyüyünce dikenlerin gazabına uğruyor. Yine de tohumun bir kısmı güzel topraklara düşüyor ve beklenen ürünü sağlıyor.

Peki, oldukça basit bu benzetmeyle İsa neyi anlatmaya çalışıyor? Hatırlarsak bir önceki bölümde din bilginlerinin Mesih’i İblis’e çalışmakla suçladığını gördük. Burada İsa bu gibi insanların yürekleri neden bu kadar sert olduğunu açıklar. Tanrı’nın Sözü’nü temsil eden tohum çok farklı yüreklere denk gelebilir. Bazıların yüreği aşırı baskıdan dolayı nasırlaşmış olabilir dolayısıyla yüreklerine ekilen sözü hiç algılayamıyor bile. Başkalarının yüreği taşlarla doludur, böylece Rab’bin sözünü sevinçle kabul etseler bile gelen zorluklara hiç katlanamıyor çünkü kökleri derine inmiyor. Bazıların yüreği dikenli toprağa benzer, aslında çok isteklidirler ancak dünyasal kaygılar ve daha başka dünyevi hevesler yüreklerine ekilen Tanrı Sözü’nü boğuyor. Ancak yüreği açık ve temiz olanlar gelen kutsal sözü hem kabul eder hem de verimli bir şekilde karşılık verir. Bizler de bu gibi manzaralarla çok kez karşılaştık. Bir insan Rab’bin müjdesine heyecanla karşılık verebilir ancak aileden gelen baskılardan dolayı ya da dünyanın caziplerinden dolayı bir süre sonra kayıplara karışır. Bazısı Mesih’in dönemindeki Ferisiler gibi ilk tohuma benzer çok sert bir yüreğe sahip olabilir. Böyle Rab’bin Sözünü ne kadar duysalar bile yürekleri müsait olmadığı için tövbeyle karşılık vermiyor. Yine de bazıların yüreği gerçek anlamda Rab’bin gerçeğini kabul etmeye hazır ve bir süre sonra harika bir ürün verir. İlerleyen ayetlerde İsa bu durumu saklanmış bir kandile benzetir. Yandıkça herkes tarafından görülür ve takdir edilir. Aynı şekilde Rab’bin ışığına gelen ve O’nun sevgisinden beslenen tohum eninde sonunda harika bir meyve verir. Rab Tanrı da çok meyve vermemizle yüceltilir (Yuhanna 15:8). Bununla beraber Rab’be olan imanımızın ölçüsüne göre bereketini biçeceğimiz de kesin: Ne ekersek onu biçeriz! Rab’bin işlerinde verimli olursak gün geçtikçe verimliliğimiz de artar.

Rab’bin Egemenliğini tarif etmek için İsa iki benzetme daha anlatır. Birincisinde yine bir ekinci söz konusudur. Adam yeri geldiğinde kendisine düşen görevi yapar, tohum saçar. Ama bundan başka bir şey yapamaz çünkü gerisini Rab’be bırakması gerek. Tanrı’nın nimetleriyle donatılmış toprak gelen yağmurla harika bir ürün yetiştirir. Bu durumda ekinci dua etmekten ve beklemekten başka bir şey yapamaz. Hasat için Tanrı’ya güvenmesi gerekir. Benzer şekilde Tanrı’nın Egemenliği insanların yüreklerine ekilen tohumların büyümesine kalmıştır. Bize düşen görev ekinci gibi tohumu saçmak ve sabırla beklemek, gerisi Rab’bin işidir (Yakup 5:7-8, 1.Kor 3:6-17). İkinci benzetmede İsa Tanrı’nın Egemenliğini hardal tohumuna benzetir. Hardal tanesi pirinçten de küçük minik bir tohumdur. Ama ne ilginçtir ki ondan yetişen hardal bitkisi koskoca bir ağaca dönüşebilir. Bu örnekle İsa küçümsenecek kadar küçük bir tohum gibi başlayan Tanrı’nın Egemenliğinin zaman geçtikçe bir hayli büyüceğini belirtir. Söylediği bu söz aslında son iki bin yıl içinde devamlı büyüyen kilisenin bünyesinde gerçekleşti. Bir avuç insanla başlayan kilise topluluğu şimdi dünyanın her dört yanına ulaştı. Tarih içinde de Mesih’in öğretisinin medenileşen topluluklar üzerindeki etkisi tartışılmaz bir gerçektir. Günümüzde binlerce dile çevirilen Rab’bin Sözü sayesinde de İsa’nın adı her lisanda yüceltiliyor. Mesih’in dediği bu şekilde fazlasıyla yerine gelmiş oldu.img
style="position: absolute; top: 1.1cm; left: 0cm; margin-left: 115.58cm"

MESİH’İN KUVVETİ

Markos 4:35-5:43

35  O gün akşam olunca öğrencilerine, ‹‹Karşı yakaya geçelim›› dedi. 36  Öğrenciler kalabalığı geride bırakarak İsa'yı, içinde bulunduğu tekneyle götürdüler. Yanında başka tekneler de vardı. 37  Bu sırada büyük bir fırtına koptu. Dalgalar tekneye öyle bindirdi ki, tekne neredeyse suyla dolmuştu. 38  İsa, teknenin kıç tarafında bir yastığa yaslanmış uyuyordu. Öğrenciler O'nu uyandırıp, ‹‹Öğretmenimiz, öleceğiz! Hiç aldırmıyor musun?›› dediler. 39  İsa kalkıp rüzgarı azarladı, göle, ‹‹Sus, sakin ol!›› dedi. Rüzgar dindi, ortalık sütliman oldu. 40  İsa öğrencilerine, ‹‹Neden korkuyorsunuz? Hâlâ imanınız yok mu?›› dedi. 41  Onlar ise büyük korku içinde birbirlerine, ‹‹Bu adam kim ki, rüzgar da göl de O'nun sözünü dinliyor?›› dediler.

5:1  Gölün karşı yakasına, Gerasalılar'ın memleketine vardılar. 2  İsa tekneden iner inmez, kötü ruha tutulmuş bir adam mezarlık mağaralardan çıkıp O'nu karşıladı. 3  Mezarların içinde yaşayan bu adamı artık kimse zincirle bile bağlı tutamıyordu. 4  Birçok kez zincir ve kösteklerle bağlandığı halde, zincirleri koparmış, köstekleri parçalamıştı. Hiç kimse onunla başa çıkamıyordu. 5  Gece gündüz mezarlarda, dağlarda bağırıp duruyor, kendini taşlarla yaralıyordu. 6  Uzaktan İsa'yı görünce koşup geldi, O'nun önünde yere kapandı. 7  Yüksek sesle haykırarak, ‹‹Ey İsa, yüce Tanrı'nın Oğlu, benden ne istiyorsun? Tanrı hakkı için sana yalvarırım, bana işkence etme!›› dedi. 8  Çünkü İsa, ‹‹Ey kötü ruh, adamın içinden çık!›› demişti. 9  Sonra İsa adama, ‹‹Adın ne?›› diye sordu. ‹‹Adım Tümen. Çünkü sayımız çok›› dedi. 10  Ruhları o bölgeden çıkarmaması için İsa'ya yalvarıp yakardı. 11  Orada, dağın yamacında otlayan büyük bir domuz sürüsü vardı. 12  Kötü ruhlar İsa'ya, ‹‹Bizi şu domuzlara gönder, onlara girelim›› diye yalvardılar. 13  İsa'nın izin vermesi üzerine kötü ruhlar adamdan çıkıp domuzların içine girdiler. Yaklaşık iki bin domuzdan oluşan sürü, dik yamaçtan aşağı koşuşarak göle atlayıp boğuldu. 14  Domuzları güdenler kaçıp kentte ve köylerde olayın haberini yaydılar. Halk olup biteni görmeye çıktı. 15  İsa'nın yanına geldiklerinde, önceleri bir tümen cine tutulan adamı giyinmiş, aklı başına gelmiş, oturmuş görünce korktular. 16  Olayı görenler, cinli adama olanları ve domuzların başına gelenleri halka anlattılar. 17  Bunun üzerine halk, bölgelerinden ayrılması için İsa'ya yalvarmaya başladı. 18  İsa tekneye binerken, önceleri cinli olan adam O'na, ‹‹Seninle geleyim›› diye yalvardı. 19  Ama İsa adama izin vermedi. Ona, ‹‹Evine, yakınlarının yanına dön›› dedi. ‹‹Rab'bin senin için neler yaptığını, sana nasıl merhamet ettiğini onlara anlat.›› 20  Adam da gitti, İsa'nın kendisi için neler yaptığını Dekapolis'te duyurmaya başladı. Anlattıklarına herkes şaşıp kalıyordu.

21  İsa tekneyle karşı yakaya dönünce, çevresinde büyük bir kalabalık toplandı. Kendisi gölün kıyısında duruyordu. 22-23  Bu sırada havra yöneticilerinden Yair adında biri geldi. İsa'yı görünce ayaklarına kapandı, ‹‹Küçük kızım can çekişiyor. Gelip ellerini onun üzerine koy da kurtulsun, yaşasın!›› diye yalvardı. 24  İsa adamla birlikte gitti. Büyük bir kalabalık da ardından gidiyor, O'nu sıkıştırıyordu. 25  Orada, on iki yıldır kanaması olan bir kadın vardı. 26  Birçok hekimin elinden çok çekmiş, varını yoğunu harcamış, ama iyileşeceğine daha da kötüleşmişti. 27  Kadın, İsa hakkında anlatılanları duymuştu. Bu nedenle, kalabalıkta O'nun arkasından gelip giysisine dokundu. 28  İçinden, ‹‹Giysilerine bile dokunsam kurtulurum›› diyordu. 29  O anda kanaması kesiliverdi. Kadın, bedeninin derinliğinde acıdan kurtulduğunu hissetti. 30  İsa ise, kendisinden bir gücün akıp gittiğini hemen anladı. Kalabalığın ortasında dönüp, ‹‹Giysilerime kim dokundu?›› diye sordu. 31  Öğrencileri O'na, ‹‹Seni sıkıştıran kalabalığı görüyorsun! Nasıl oluyor da, ‹Bana kim dokundu› diye soruyorsun?›› dediler. 32  İsa kendisine dokunanı görmek için çevresine bakındı. 33  Kadın da kendisindeki değişikliği biliyordu. Korkuyla titreyerek geldi, İsa'nın ayaklarına kapandı ve O'na bütün gerçeği anlattı. 34  İsa ona, ‹‹Kızım›› dedi, ‹‹İmanın seni kurtardı. Esenlikle git. Acıların son bulsun.›› 35  İsa daha konuşurken, havra yöneticisinin evinden adamlar geldi. Yöneticiye, ‹‹Kızın öldü›› dediler. ‹‹Öğretmeni neden hâlâ rahatsız ediyorsun?›› 36  İsa bu sözlere aldırmadan havra yöneticisine, ‹‹Korkma, yalnız iman et!›› dedi. 37  İsa, Petrus, Yakup ve Yakup'un kardeşi Yuhanna'dan başka hiç kimsenin kendisiyle birlikte gitmesine izin vermedi. 38  Havra yöneticisinin evine vardıklarında İsa, acı acı ağlayıp feryat eden gürültülü bir kalabalıkla karşılaştı. 39  İçeri girerek onlara, ‹‹Niye gürültü edip ağlıyorsunuz?›› dedi. ‹‹Çocuk ölmedi, uyuyor.›› 40  Onlar ise kendisiyle alay ettiler. Ama İsa hepsini dışarı çıkardıktan sonra çocuğun annesini babasını ve kendisiyle birlikte olanları alıp çocuğun bulunduğu odaya girdi. 41  Çocuğun elini tutarak ona, ‹‹Talita kumi!›› dedi. Bu söz, ‹‹Kızım, sana söylüyorum, kalk›› demektir. 42  On iki yaşında olan kız hemen ayağa kalktı, yürümeye başladı. Oradakileri derin bir şaşkınlık aldı. 43  İsa, ‹‹Bunu kimse bilmesin›› diyerek onları sıkı sıkıya uyardı ve kıza yemek verilmesini buyurdu.



AÇIKLAMA: Bubölümde Mesih’le geçirilen bir günün ne kadar maceralı olduğunu görüyoruz. Mesih yardımına başvuran kalabalıklarla her gün uğraşmaktan bir hayli yorulmuştur o yüzden öğrencileriyle birlikte ıssız bir yerlere çekilmek istedi. İsa, tekneye binince kopmakta olan fırtınaya hiç aldırmadan teknenin arka tarafında hemen uykuya daldı. Celile Gölü’nde kopan bu tür fırtınalar bugün de çok meşhur çünkü kuzeydeki dağlardan aniden gelen rüzgârların etkisiyle gölün suları çabucak dalgalanabiliyor. O yüzden yerel halk göle ‘deniz’ adını vermişti, çünkü denizin dalgaları kadar birden yükselebiliyor. Bu sırada öyle şiddetli bir fırtına koptu ki tecrübeli balıkçı olan öğrenciler bile ‘Öleceğiz!’ diye bağırarak canları için korkmaya başladılar. Özellikle Mesih’in oldukça acil bu duruma hiç aldırmamasına çok şaşırdılar. İsa’yı nihayet uyandırmaya başardıkları zaman Mesih ayağa kalkıp rüzgârı azarladı ve gölü tek cümleyle sakinleştirdi. Sonra öğrencilerine dönerek, ‘Neden korktunuz, imanınız ne oldu?’ diye sordu. Bu sefer öğrenciler Mesih’in olağanüstü yetkisi ve kuvveti karşısında daha da korktular: ‘Bu adam kim ki, rüzgâr da göl de O’nun sözünü dinliyor?’ Peki, Mesih neden onları azarladı? Çünkü onlar şunu bilmeleri gerekiyordu ki İsa teknedeyken batması mümkün değildi. Bizler de bazen hayatımızda aniden baş gösteren fırtınalar karşısında ‘Öleceğiz’ diye bağırarak, Rab’bin yardımımıza neden hemen gelmediğine şaşırabiliriz. Ancak şunu asla unutmalıyız ki Mesih bizimle beraber iken başımıza ne gelirse gelsin emniyetteyiz.

Gölün karşı yakasına varınca daha da ürkütücü bir manzarayla karşılaşırlar. Cine tutulmuş çığlık atan bir adam yanlarına koşup geliyordu. Bu zavallı adam kötü ruhların etkisinde öyle kaldı ki yıllarca yalnız başına mezarlar arasında yaşıyordu. İnsanlar onu zincirler ve kösteklerle zapt etmeye çalıştılar ama hiç işe yaramadı çünkü cinlerin gücüyle her tür zinciri parçalayabiliyordu. Böylece korkusundan kimse oralara uğramıyordu ama Mesih korkmuyordu. Cinli adam Mesih’in yanına varınca önünde yere kapandı çünkü İsa’nın kim olduğunu biliyordu. Adamın içindeki kötü ruhlar Mesih’e onları kovmaması için yalvarmaya başlıyorlar. ‘Tümen’ sözünden anlaşıldığı gibi adamın bedeninde binlerce cin barınıyordu. Sonra İsa kötü ruhların ricası üzerinde onları yakınlarında otlayan domuz sürüsüne gönderir. Birden kötü ruhların etkisinde kalan binlerce domuz dik yamaçtan aşağı koşuşarak göle atlayıp boğulurlar. Oldukça ilginç bu manzaradan cinlerin kalabalık sayısını ve korkunç etkilerini anlayabiliyoruz. Kötü ruhlar araç olarak kullandıkları birinin bedenine ihtiyaç duyarlar. Bir insan kendini aldatıcı işleyişlerine açıp kendisini manipüle etmelerine müsaade ederse cinler mümkünse onu ölüme kadar sürüklemeye çalışırlar. Tabi her cinli bu adam kadar korkunç bir durumda olmayabilir. Kötü ruhlar çok sinsi çalışırlar ve çoğu zaman hiç çaktırmadan insanların hayatlarındaki işlerini sürdürler. Ama önemli olan şu ki cinlerin oyunu ne olursa olsun Mesih’in yetkili adıyla son verilebilir. Olayın sonunda adamın ne denli değiştiğini görüyoruz. Ne var ki o bölgedeki insanlar kurtulmuş adamı kutlamak yerine uğradıkları maddi ziyandan dolayı İsa’nın bir an evvel bölgelerini terk etmesini talep ederler.

Şimdiye kadar bir gün içinde Mesih’in hem doğa hem de cinler üzerindeki kuvvetini gördük. Gölün karşı yakasına dönünce kalabalıklar yine Mesih’in etrafında toplanır. Bu arada topluluğun hatırı sayılır önderlerinden biri Yair ölmekte olan kızı için Mesih’in yardımına başvurur. İsa kalabalığın içinden adamla birlikte evine gitmeye çalışırken ilginç bir durum yaşanır. Adı bilinmeyen ve on iki yıldır kanama geçiren bir kadın vardır. Tüm çabalarına rağmen bir türlü iyileşememiştir şimdi son umut olarak Mesih’in giysisine dokunarak iyileşeceğine inanıyor. İsa’nın etrafını sıkıştıran kalabalığın arasından bir şekilde Mesih’in mintanına dokunmaya başaran kadın birden iyileştiğini fark eder. İçinden şifa gücünün aktığını hisseden İsa da birden duruyor ve etrafına bakarak, ‘Bana kim dokundu’ diye soruyor. Tabi olup bitenden habersiz olan diğer herkes sorusuna şaşırıyor. Büyük korkuya kapılan kadın titreyerek İsa’nın önüne gelip ayaklarına kapanıyor. Yaşadıklarını duyan Mesih de ‘Kızım, imanın senin kurtardı, esenlikle git, acıların son bulsun’ der. Burada İsa’nın amacı elbette ki kadını rencide etmek değil, aksine ona sevgisini kanıtlamaktır. Bu arada Yair’in kızının öldüğü duyuluyor. Gelen habere hiç aldırmayan İsa da Yair’e ‘Korkma, yalnız iman et’ diye söyler. Eve gelince İsa herkesi susturur. Sonra kızın cesedinin yanına gelip ‘Kızım, kalk’ diyerek elinden kaldırır. On iki yaşındaki kız birden canlanır ve yürümeye başlar. Bununla İsa hayatın en büyük tehdidi olan ölümün üzerindeki gücünü de kanıtlamış bulunuyor.

MESİH’İN ÜNÜimg
style="position: absolute; top: 2.34cm; left: 0cm; margin-left: 115.58cm"

Markos 6:1-56

1  İsa oradan ayrılarak kendi memleketine gitti. Öğrencileri de ardından gittiler. 2  Şabat Günü olunca İsa havrada öğretmeye başladı. Söylediklerini işiten birçok kişi şaşıp kaldı. ‹‹Bu adam bunları nereden öğrendi?›› diye soruyorlardı. ‹‹Kendisine verilen bu bilgelik nedir? Nasıl böyle mucizeler yapabiliyor? 3  Meryem'in oğlu, Yakup, Yose, Yahuda ve Simun'un kardeşi olan marangoz değil mi bu? Kızkardeşleri burada, aramızda yaşamıyor mu?›› Ve gücenip O'nu reddettiler. 4  İsa da onlara, ‹‹Bir peygamber, kendi memleketinden, akraba çevresinden ve kendi evinden başka yerde hor görülmez›› dedi. 5  Orada birkaç hastayı, üzerlerine ellerini koyarak iyileştirmekten başka hiçbir mucize yapamadı. 6  Halkın imansızlığına şaşıyordu. İsa çevredeki köyleri dolaşıp öğretiyordu.

7  On iki öğrencisini yanına çağırdı ve onları ikişer ikişer halk arasına göndermeye başladı. Onlara kötü ruhlar üzerinde yetki verdi. 8  Yolculuk için yanlarına değnekten başka bir şey almamalarını söyledi. Ne ekmek, ne torba, ne de kuşaklarında para götüreceklerdi. 9  Onlara çarık giymelerini söyledi. Ama, ‹‹İki mintan giymeyin›› dedi. 10  ‹‹Bir yere gittiğiniz zaman, oradan ayrılıncaya dek hep aynı evde kalın›› diye devam etti. 11  ‹‹İnsanların sizi kabul etmedikleri, sizi dinlemedikleri bir yerden ayrılırken, onlara uyarı olsun diye ayağınızın altındaki tozu silkin!›› 12  Böylece öğrenciler yola çıkıp insanları tövbeye çağırmaya başladılar. 13  Birçok cin kovdular; birçok hastayı, üzerlerine yağ sürerek iyileştirdiler.

14  Kral Hirodes de olup bitenleri duydu. Çünkü İsa'nın ünü her tarafa yayılmıştı. Bazıları, ‹‹Bu adam, ölümden dirilen Vaftizci Yahya'dır. Olağanüstü güçlerin onda etkin olmasının nedeni budur›› diyordu. 15  Başkaları, ‹‹O İlyas'tır›› diyor, yine başkaları, ‹‹Eski peygamberlerden biri gibi bir peygamberdir›› diyordu. 16  Hirodes bunları duyunca, ‹‹Başını kestirdiğim Yahya dirildi!›› dedi. 17-18  Hirodes'in kendisi, kardeşi Filipus'un karısı Hirodiya'nın yüzünden adam gönderip Yahya'yı tutuklatmış, zindana attırıp zincire vurdurmuştu. Çünkü Hirodes bu kadınla evlenince Yahya ona, ‹‹Kardeşinin karısıyla evlenmen Kutsal Yasa'ya aykırıdır›› demişti. 19  Hirodiya bu yüzden Yahya'ya kin bağlamıştı; onu öldürtmek istiyor, ama başaramıyordu. 20  Çünkü Yahya'nın doğru ve kutsal bir adam olduğunu bilen Hirodes ondan korkuyor ve onu koruyordu. Yahya'yı dinlediği zaman büyük bir şaşkınlık içinde kalıyor, yine de onu dinlemekten zevk alıyordu. 21  Ne var ki, Hirodes'in kendi doğum gününde saray büyükleri, komutanlar ve Celile'nin ileri gelenleri için verdiği şölende beklenen fırsat doğdu. 22  Hirodiya'nın kızı içeri girip dans etti. Bu, Hirodes'le konuklarının hoşuna gitti. Kral genç kıza, ‹‹Dile benden, ne dilersen veririm›› dedi. 23  Ant içerek, ‹‹Benden ne dilersen, krallığımın yarısı da olsa, veririm›› dedi. 24  Kız dışarı çıkıp annesine, ‹‹Ne isteyeyim?›› diye sordu. ‹‹Vaftizci Yahya'nın başını iste›› dedi annesi. 25  Kız hemen koşup kralın yanına girdi, ‹‹Vaftizci Yahya'nın başını bir tepsi üzerinde hemen bana vermeni istiyorum›› diyerek dileğini açıkladı. 26  Kral buna çok üzüldüyse de, konuklarının önünde içtiği anttan ötürü kızı reddetmek istemedi. 27  Hemen bir cellat gönderip Yahya'nın başını getirmesini buyurdu. Cellat zindana giderek Yahya'nın başını kesti. 28  Kesik başı bir tepsi üzerinde getirip genç kıza verdi, kız da annesine götürdü. 29  Yahya'nın öğrencileri bunu duyunca gelip cesedi aldılar ve mezara koydular.

30  Elçiler, İsa'nın yanına dönerek yaptıkları ve öğrettikleri her şeyi O'na anlattılar. 31  İsa onlara, ‹‹Gelin, tek başımıza tenha bir yere gidelim de biraz dinlenin›› dedi. Gelen giden öyle çoktu ki, yemek yemeye bile vakit bulamıyorlardı. 32  Tekneye binip tek başlarına tenha bir yere doğru yol aldılar. 33  Gittiklerini gören birçok kişi onları tanıdı. Halk civardaki bütün kentlerden yaya olarak yola dökülüp onlardan önce oraya vardı. 34  İsa tekneden inince büyük bir kalabalıkla karşılaştı. Çobansız koyunlara benzeyen bu insanlara acıdı ve onlara birçok konuda öğretmeye başladı. 35-36  Vakit ilerlemişti. Öğrencileri İsa'ya gelip, ‹‹Burası ıssız bir yer›› dediler, ‹‹Vakit de ilerledi. Halkı salıver de çevredeki çiftlik ve köylere gidip kendilerine yiyecek alsınlar.›› 37  İsa ise, ‹‹Onlara siz yiyecek verin›› diye karşılık verdi. Öğrenciler İsa'ya, ‹‹Gidip iki yüz dinarlık ekmek alıp onlara yedirelim mi yani?›› diye sordular. 38  İsa onlara, ‹‹Kaç ekmeğiniz var, gidin bakın›› dedi. Öğrenip geldiler, ‹‹Beş ekmekle iki balığımız var›› dediler. 39  İsa herkesi küme küme yeşil çayıra oturtmalarını buyurdu. 40  Halk yüzer ellişer kişilik bölükler halinde oturdu. 41  İsa beş ekmekle iki balığı aldı, gözlerini göğe kaldırarak şükretti; sonra ekmekleri böldü ve halka dağıtmaları için öğrencilerine verdi. İki balığı da hepsinin arasında paylaştırdı. 42-43  Herkes yiyip doydu. Artakalan ekmek ve balıktan on iki sepet dolusu topladılar. 44  Yemek yiyen erkeklerin sayısı beş bin kadardı.

45  Bundan hemen sonra İsa öğrencilerine, tekneye binip kendisinden önce karşı yakada bulunan Beytsayda'ya geçmelerini buyurdu. Bu arada kendisi halkı evlerine gönderecekti. 46  Onları uğurladıktan sonra, dua etmek için dağa çıktı. 47-48  Akşam olduğunda, tekne gölün ortasına varmıştı. Yalnız başına karada kalan İsa, öğrencilerinin kürek çekmekte çok zorlandıklarını gördü. Çünkü rüzgar onlara karşı esiyordu. Sabaha karşı İsa, gölün üstünde yürüyerek onlara yaklaştı. Yanlarından geçip gidecekti. 49  Onlar ise, gölün üstünde yürüdüğünü görünce O'nu hayalet sanarak bağrıştılar. 50  Hepsi O'nu görmüş ve dehşete kapılmıştı. İsa hemen onlara seslenerek, ‹‹Cesur olun, benim, korkmayın!›› dedi. 51  Tekneye binip onlara katılınca rüzgar dindi. Onlarsa büyük bir şaşkınlık içindeydi. 52  Ekmekle ilgili mucizeyi bile anlamamışlardı; zihinleri körelmişti.

53  İsa'yla öğrencileri gölü aştılar, Ginnesar'da karaya çıkıp tekneyi bağladılar. 54  Onlar tekneden inince, halk İsa'yı hemen tanıdı. 55  Bazıları koşarak bütün yöreyi dolaştı. İsa'nın bulunduğu yeri öğrenenler, hastaları şilteleriyle oraya götürmeye başladılar. 56  Köy olsun, kent ya da çiftlik olsun, İsa'nın gittiği her yerde, hastaları meydanlara yatırıyor, sadece giysisinin eteğine dokunmalarına izin vermesi için yalvarıyorlardı. Dokunanların hepsi de iyileşti.


AÇIKLAMA: Hizmetinedevam ederken İsa çok farklı tutumlarla karşılaştı. Kendi köylüleri O’na inanmazken diğer köylerden akın edenler Mesih’e hayrandılar. Halkın çoğu İsa’yı çok seviyordu ama dini ve siyasi önderler O’ndan nefret ediyordu. En başta İsa’nın büyüdüğü Nasıra halkının tepkisini görüyoruz. İsa’yı çocukluktan beri tanıyan bu insanlar kendisini küçümsüyorlardı. Mesih hizmetine başlamadan önce muhtemelen genç yaşta kaybettiği üvey babası Yusuf’un mesleği olan marangozluğa devam etmiş ve kardeşleri büyüyene kadar ailesinin ihtiyaçlarını karşılamıştı. Böylece kardeşleri dâhil olmak üzere kendisiyle birlikte büyüyenler İsa’yı bir türlü Mesih olarak kabul etmek istemiyorlardı. O yüzden İsa imansızlıklarından dolayı aralarında pek mucize yapamadı. Ardından Mesih öğrencilerini köylerde mesajını yaymaya gönderir. İlginçtir ki İsa mucize yapma ve kötü ruh kovma muhteşem yetkisini öğrencileriyle paylaşmaktan kaçınmıyor. Onları da bu kutsal hizmete paydaş kılıyor. Ancak İsa bu hizmeti üstelenen öğrencilerine bunu oldukça mütevazı bir şekilde sürdürmeleri gerektiğini vurgular. Böylece on iki havari Mesih’ten aldıkları yetkiyle tüm yöreyi dolaştılar ve Rab’bin harikalarına şahit oldular.

Bu sırada Mesih’in adıyla yapılan harika işler Celile Kralı olan Hirodes’in kulağına erişti ve çok şaşırdı. Hatta vicdan azabından dolayı İsa’nın öldürtmüş olduğu Yahya’nın dirilmiş versiyonu olduğunu düşünmeye başladı. Sonra Kral Hirodes’in Yahya’yı nasıl öldürttüğünü okuyoruz. Hirodes, babası ‘Büyük’ Hirodes kadar olmasa da, oldukça gaddar ve ahlaksız bir insandı. O kadar ki kardeşi Filipus’un karısı olan Hirodiya’ya göz dikip yanına aldı. Bunu duyan Yahya, Kral’ın yaptığı evliliğin yanlış olduğunu söylemekten kaçınmadı. Buna dayanamayan Hirodes de Yahya’yı tutuklatıp zincire vurdu. Tabii, Kral Hirodes itibarını korumaya çalışıyordu ama insan olarak Yahya’ya hayranlığını da gizleyemiyordu. Ne var ki Yahya’ya kin bağlayan eşi Hirodiya peygamberi yok etmek için fırsat kolluyordu. Hirodes’in doğum günü gelince kızını kralın önünde dans etmek üzere misafirleri önüne salıyor. Genç kız erotik dansını tamamlayınca büyülenmiş bulunan babası ona ne isterse vereceğine söz verir. Böylece Hirodiya’in teşviğiyle Yahya’nın başını tepsi üzerinde getirilmesini talep eder. Böylece misafirlerinin gözlerinden düşmek istemeyen Kral hayranlık duyduğu Yahya’nın başını kestiriyor. Bu trajik olayın haberi Mesih’e ulaşınca çok derinden üzüldü. Bu sırada seyahatlerinden henüz dönen havarileri de alıp dinlenmek için gölün karşı yakasına geçmek ister. Ne var ki, güzergâhını tahmin eden halk vardıkları yerde O’nu bekliyor. Onları kırmak isteyen Mesih yine de hastalarına şifa verir ve Rab’bin sözünü öğretir. Ama akşam olunca herkesin aç olduğu ve yiyecek alabilecekleri yerlerden uzak oldukları anlaşılıyor. Her zamanki gibi halka acıyan İsa yine mucizevi bir şekilde ihtiyaçlarını karşılıyor. Bunu beş ekmek ve iki balıkla gerçekleştiriyor. Göklerdeki Babasına dua ettikten sonran elinde bulunan ekmekle balığı çayırda oturan binlerce insanlara dağıtmaya başlar. Herkes doyduktan sonra da başta imansızlık yapan havarilere 12 sebep dolusu yemek kalır.

Artık iyice yorulmuş bulunan İsa dua ederek Baba ile vakit geçirmek üzere öğrencilerini salar ve kendiside dağa çekilir. Mesih’in bunu sıklıkla yaptığını görüyoruz çünkü Tanrı’yla geçirdiği zaman olmazsa olmazdı. Bu sırada öğrencileri yine fırtınaya yakalanmış kürek çekmekte zorluk çekiyorlardı. Sabaha karşı İsa da gölün dalgaları üzerinde yürüyerek yanlarına geldi. Belki onları korkutmak istemediği için yanlarından geçmek niyetindeydi ama kendisini fark etmeleri üzerinde İsa, ‘Cesur olun, benim, korkmayın!’ diyerek onları sakinleştirmeye çalıştı. Bulundukları tekneye binince birden dalgalar yatıştı ve rüzgâr dindi. Öğrencileri hayranlık içinde şaşakaldılar. Aslında beş ekmekle iki balıktan beş binden fazla kişiye yemek çıkartan Mesih’in suyun üzerindeimg
style="position: absolute; top: 0.29cm; left: 0cm; margin-left: 0.04cm"
yürümesine de şaşırmamaları gerekiyordu. Ama ger
çek şu ki hayatımızda Rab’bin ne kadar çok mucizesine şahit olsak da zaman zaman içinden çıkılmaz dediğimiz durumlardan bizi kurtarınca yine de şaşırıyoruz. Yani kendisine ne kadar inandığımızı söylesek de sürekli olarak imanımızı daha da büyüten olaylarla karşı karşıya kalabiliyoruz. Karşı yakaya gelince kalabalıklar hazır bekliyorlardı. Artık Mesih’in ünü öyle büyüdü ki köy, kent her yerden insanlar geliyordu. Bazısı kalabalıktan ötürü ona ulaşamayınca yalnızca elbisesine dokunma ümidiyle yaklaşıyordu ve hepsi dokunanların hepsi şifa buluyorlardı.

İNSANI KİRLETEN

Markos 7:1-37

1  Yeruşalim'den gelen Ferisiler ve bazı din bilginleri, İsa'nın çevresinde toplandılar. 2  O'nun öğrencilerinden bazılarının murdar, yani yıkanmamış ellerle yemek yediklerini gördüler. 3  Ferisiler, hatta bütün Yahudiler, atalarının töresi uyarınca ellerini iyice yıkamadan yemek yemezler. 4  Çarşıdan dönünce de, yıkanmadan yemek yemezler. Ayrıca kâse, testi ve bakır kapların yıkanmasıyla ilgili başka birçok töreye de uyarlar. 5  Ferisiler ve din bilginleri İsa'ya, ‹‹Öğrencilerin neden atalarımızın töresine uymuyorlar, niçin murdar ellerle yemek yiyorlar?›› diye sordular. 6  İsa onları şöyle yanıtladı: ‹‹Yeşaya'nın siz ikiyüzlülerle ilgili peygamberlik sözü ne kadar yerindedir! Yazmış olduğu gibi, ‹Bu halk, dudaklarıyla beni sayar, Ama yürekleri benden uzak. 7  Bana boşuna taparlar. Çünkü öğrettikleri, sadece insan buyruklarıdır.› 8  Siz Tanrı buyruğunu bir yana bırakmış, insan töresine uyuyorsunuz.›› 9  İsa onlara ayrıca şunu söyledi: ‹‹Kendi törenizi sürdürmek için Tanrı buyruğunu bir kenara itmeyi ne de güzel beceriyorsunuz! 10  Musa, ‹Annene babana saygı göstereceksin› ve, ‹Annesine ya da babasına söven kesinlikle öldürülecektir› diye buyurmuştu. 11-12  Ama siz, ‹Eğer bir adam annesine ya da babasına, benden alacağın bütün yardım kurbandır, yani Tanrı'ya adanmıştır derse, artık annesi ya da babası için bir şey yapmasına izin yok› diyorsunuz. 13  Böylece kuşaktan kuşağa aktardığınız törelerle Tanrı'nın sözünü geçersiz kılıyorsunuz. Buna benzer daha birçok şey yapıyorsunuz.›› 14  İsa, halkı yine yanına çağırıp onlara, ‹‹Hepiniz beni dinleyin ve şunu belleyin›› dedi. 15-16  ‹‹İnsanın dışında olup içine giren hiçbir şey onu kirletemez. İnsanı kirleten, insanın içinden çıkandır.›› 17  İsa kalabalığı bırakıp eve girince, öğrencileri O'na bu benzetmenin anlamını sordular. 18  O da onlara, ‹‹Demek siz de anlamıyorsunuz, öyle mi?›› dedi. ‹‹Dışarıdan insanın içine giren hiçbir şeyin onu kirletemeyeceğini bilmiyor musunuz? 19  Dıştan giren, insanın yüreğine değil, midesine gider, oradan da helaya atılır.›› İsa bu sözlerle, bütün yiyeceklerin temiz olduğunu bildirmiş oluyordu. 20  İsa şöyle devam etti: ‹‹İnsanı kirleten, insanın içinden çıkandır. 21-22  Çünkü kötü düşünceler, fuhuş, hırsızlık, cinayet, zina, açgözlülük, kötülük, hile, sefahat, kıskançlık, iftira, kibir ve akılsızlık içten, insanın yüreğinden kaynaklanır. 23  Bu kötülüklerin hepsi içten kaynaklanır ve insanı kirletir.››