Önsöz




Bu kitap, evrim felsefesine karşı insanın bulabileceği en yıkıcı eleştirilerden birini oluşturmaktadır. Evrimin sözde bilimsel kanıt kalesine girip temelini çökertmektedir.

Fosil kaydı, evrimin lehine ya da aleyhine hayati kanıt vermek zorundadır; çünkü başka hiçbir bilimsel kanıt canlıların gerçek tarihini aydınlatamaz. Diğer tüm kanıtlar koşullara bağlı olup yaratılış modelinde daha etkili bir şekilde açıklanabilir. İnsanın gözlem yapabildiği zaman dilimi, canlıların alt türlerinden yüksek türlerine giden gerçek evrimsel değişimlerini belgeleyemeyecek kadar kısadır. Hayati soru şudur, “Şimdi fosil şeklinde korunan eski çağların kaydı, böyle değişimlerin gerçekleştiğini gösteriyor mu?” Kesin yanıt ise şudur, “Fosiller hayır diyor!”. Geçmiş zamanda evrim şu anda olduğundan daha fazla olmamıştır. Bu önemli gerçek, Dr. Gish tarafından kesin bir şekilde bu kitapta gösterilmekte ve belgelenmektedir.

Dr. Duane T. Gish, güvenilir akademik yetkiye sahip dikkatli bir bilim adamıdır. Başarılı bir şekilde, birçok üniversitede, bilim toplulukları önünde ve Amerika’nın önde gelen birçok evrimci bilim adamına karşı resmi tartışmalarda yaratılışçılığı savunmuştur.

Bu kitap (Evolution: The Fossils Say NO! ve Evolution: The Challenge of the Fossil Record başlıkları altında) birkaç kez basılmış ve insanların yaratılışçılık gerçeğine inandırılmaları görevinde oldukça başarılı olmuştur. Yaratılışın güçlü kanıtlarını vurgulayan yeni başlığı ile bu genişletilmiş ve gözden geçirilmiş yeni basım, daha da çok inandırıcıdır ve hiç kuşkusuz, öncekine göre daha çok kabul görecektir. Bu kitabı okuduktan sonra hâlâ evrimciliği kabul edip yaratılışçılığı reddeden biri, kendisinin, fosil kaydının evrime karşı çok sayıda kanıtı olmasına rağmen evrime inanmakta olduğunu en azından kabul etmelidir.


Henry M. Morris, Ph.D

Institute for Creation Research Başkanı

(Yaratılış Araştırma Enstitüsü)

Santee, California 92071, USA


















1. BÖLÜM



EVRİM BİLİM DEĞİL, İR FELSEFE




Genel organik evrim kuramı veya evrim modeli olarak isimlendirilen kuram, canlı olan her şeyin, maddesel bir evrim sürecinden geçerek tek bir kaynaktan ortaya çıktığı ve yine bu kaynağın da benzer bir süreçten geçerek ölü ve cansız bir ortamdan, kendiliğinden var olduğu fikrini savunan kuramdır. Bu kuram aynı zamanda moleküldeninsana evrim kuramı diye de adlandırılabilir.

Diğer yandan, yaratılış modeli ise, tüm ilkel hayvan ve bitki çeşitlerinin doğaüstü bir Yaratıcı tarafından, günümüzde artık etkin olmayan başka çeşit özel yöntemler kullanılması sonucu var edildiğini var saymaktadır.

Pek çok bilim adamı evrimi, sadece bir kuram olarak değil, kanıtlanmış bir gerçek olarak kabul etmektedir. Columbia Üniversitesi’nde Zooloji okutmanı ve California Üniversitesi’nin Davis Kampüsünde ziyaretçi profesör olarak çalışmış olan, bugün artık hayatta olmayan ünlü evrimci ve genetik uzmanı Theodosius Dobzhansky şöyle demiştir: “Yeryüzünün tarihinde yaşamın evrim olarak meydana gelişi, üzerinde durulan ve gözlemci insanların tanık olmadıkları olaylardır.” Yine California Üniversitesi profesörlerinden Richard B. Goldschmidt, ölümünden önce “Bitki ve hayvanlar alemindeki evrimin, yargılama hakkı olan herkes tarafından daha fazla kanıta ihtiyaç duyulmayan bir gerçek olarak” düşünüldüğünü ifade etmiştir. Hemen hemen tüm bilimsel kitaplar ile okul ve üniversite ders kitapları evrimi, yaygın olarak kabul görmüş bir gerçek olarak sunar. Sadece bu düşünceler bile, birçok insanı molekülden–insana doğru gelişen bir evrimin gerçekten meydana geldiğine inandırır.

Evrim kuramını savunanlar, özel yaratılışın, bilimsel bir kuram olmadığı gerekçesiyle, kökenler konusunu açıklayan olası herhangi bir düşünceden ayrı tutulmasında ısrar ederler. Öte yandan, bu insanlar evrim düşüncesinin daha az bilimsel olmasının düşünülemez olduğu görüşündedirler. Gerçekte, daha önce söylendiği gibi, çoğu evrimci, evrimin artık bir kuram olarak değil, bir gerçek olarak düşünülmesi gerektiği üzerinde ısrar ederler. Oysa, gerçeğin tam tanımına göre, evrim, bilimsel bir kuram bile değildir.

Bir kuramın genel anlamda bilimsel olarak kabul edilmesi için, hangi ölçüt karşılanmalıdır? George Gaylord Simpson, “gözlemle doğrulanamayan ifadelerin aslında bilimle ilgili olmadıkları, ya da en azından, bilim olmadıklarının bilimin kendi tanımı içinde var olduğunu” ifade etmiştir. Oxford sözlüğünde bilimin tanımı şöyle verilmektedir:


Kendi sınırları dahilinde yeni keşifler yapmak için güvenilir yöntemleri olan, genel yasalar altında az ya da çok bütünleşmiş ve sistematik olarak sınıflandırılmış halde gözlenen gerçekle veya kanıtlanmış doğrular kümesiyle ilgilenen bir çalışma dalıdır.


Böylece, bir kuramın bilimsel kuram olarak nitelendirilebilmesi için, tekrar tekrar gözlemlenebilen olaylar, süreçler ve özelliklerle desteklenmesi ve laboratuar deneyleri veya doğal olayların gelecekteki sonuçlarının önceden tahmin edilebilmesini sağlayabilecek özelliklere sahip olması gerekir. Büyük ölçüde kabul gören bir diğer husus ise, kuramın doğru ya da yanlış olduğunun kanıtlanması özelliğini taşıması gerektiğidir. Bunun anlamı, kuramı çürütebilecek ihtimaller düşünülüyorsa, bu konuda bazı deneyler tasarlayabilmenin mümkün olması gerektiğidir.

Bu kriterlere dayanarak pek çok evrimci, yaratılışın, kökenler konusunda ortaya koyduğu olası açıklamaların reddedilmesi gereken fikirler olduğunda ısrar etmektedir. Yaratılış, insanlar tarafından bizzat gözlemlenememekte, deneysel yöntemlerle denetlenememekte ve bir kuram olarak doğruluğu ya da yanlışlığı kanıtlanamamaktadır.

Bununla beraber, genel evrim kuramı de özde bu üç kriteri taşımamaktadır. Gayet açık olan bir gerçek vardır ki, evrenin ve yaşamın kökeninin ne olduğunu veya bir balığın bir amfibyuma, bir maymunun bir insana nasıl dönüşebildiğini, ya da doğal süreçlerle ortaya çıkan türlerin kökeninin ne olduğunu bugüne kadar hiçbir insan gözlemleyememiştir. Evrim, var sayılmakta, fakat asla gözlemlenememektedir.

Bu, Dobzhansky ve Goldschmidt gibi, kendilerini tamamıyla evrim inancına adamış kişilerce de teyit edilmiştir. Bu bölümün ilk paragraflarında aktarılan sözlerinde de Dobzhansky, evrimin hiçbir insan tarafından gözlemlenemediğini açıkça ifade etmiştir.

Goldschmidt, varsayıma dayanan sistematik mutasyonu, diğer bir deyişle, evrimin “umut veren canavar” mekanizmasını ana hatlarıyla anlattıktan sonra şöyle der:


Alt türlerde ulaşılan gerçeklerin, daha üst kategorilere de uyarlanabilmesi gerektiğini ileri süren genetik uzmanlarının çoğu, böyle bir varsayıma şiddetle karşı geliyor. Bu ispat edilmemiş iddianın sürekli tekrarlanması, bazı zorlukların hafife alınması ve bu iddialara anlam veremeyenlere karşı takınılan kibirli tutum, doktrinin bilimsel kanıtları sayılmaktadır. Şimdiye kadar hiç kimsenin makromutasyonlar yoluyla yeni bir tür, yeni bir cins vb.. oluşturmadığı doğrudur. Ama kimsenin mikromutasyonların seçilimi yoluyla yeni bir tür oluşturmadığı da doğrudur.


Makromutasyon, bir gende meydana gelen veya organizmada görünüş olarak da ortaya çıkan, genellikle öldürücü olan, çok etkili bir genetik değişikliği; mikromutasyon ise, sezinlenmesi çok güç, etkileri zayıf, zararlı olabilen genetik değişikliği ifade eder.

Goldschmidt yazısının ilerleyen bölümlerinde şöyle der: “Mikro-mutantların seçilimi yoluyla oluşmuş, daha yüksek taksonomik kategori modelleri hiç kimse tarafından gözlemlenememiştir.” Böylece Goldschmidt, molekülden–insana kuramı çerçevesinde, çok küçük düzeylerde gerçekleşmiş değişimlerin ya da alt tür seviyesinde bir oluşumun dışında asla gözlemlenemediğini doğrulamıştır.

Evrim doğada gözlemlenemediğine ve mutantların seçilimi yoluyla da hiçbir tür üretilemediğine göre evrim kuramı, deneysel ölçülere dayandırılamamaktadır. Bu olay Dobzhansky tarafından da şu şekilde dile getirilir:


Bu evrimsel olaylar, benzersiz, tekrarı mümkün olmayan ve tersine çevrilemeyen olaylardır. Bu olaylar zincirini ters döndürmeyi başarmak, bir kara omurgalısını bir balığa dönüştürmek kadar imkansızdır. Deneysel yöntemlerin bu benzersiz tarihsel sürece uygulanabilirliği, bir gözlemcinin yaşam süresini aşan büyük zaman aralıkları gerektirmesi gibi bir kriterle kısıtlanmıştır. İşte evrim karşıtlarının “kanıt” taleplerine bir cevap olarak ortaya çıkan bu imkansızlık, kendileri için yeterince tatmin edici bir karşılık olmalıdır.


Dobzhansky, deneysel yöntemlerin evrime uygulanabilirliğinin tek kelimeyle bir “imkansızlık” olduğunu bu şekilde dile getirmiştir. Dobzhansky ve diğer evrimcilerin köken konusuna olası bir açıklama getiren yaratılış modeline karşı çıkmalarının bir nedeni, bu modelin deneysel yöntemlere açık olmamasıdır. Oysa, aynı zamanda bu evrimciler, yaratılış yanlılarının evrim kuramı konusunda aynı talepte bulunmalarını tamamen mantıksız bulurlar.

Öyle görünüyor ki evrimciler, evrimsel olayların gerçekleşebilmesi için çok uzun zaman aralıkları gerektiği prensibini, evrimin, deneysel yollarla test edilemez ya da gözlenemez olmasına bir bahane