Giriş: Reform Teoloji Bir Teolojidir

            Reform teoloji nedir? Bu kitabın amacı, bu soruya basit bir yanıt vermektir. Bilinmeyen Lütuf, sistematik teoloji üzerine yazılmış bir ders kitabı ya da Reform doktrinin her bir maddesinin geniş bir yorumu değildir. Bunun yerine, bir özet, Reform teolojinin özüne açık bir giriştir.

            On dokuzuncu yüzyılda, dünya dinlerinin kıyaslamalı analizleriyle meşgul olan tanrıbilimciler ve tarihçiler, dinin kendisinin özünü damıtmaya ve Hristiyanlığı en küçük ortak paydasına indirgemeye çalıştılar. Varlık ya da öz anlamına gelen Wesen terimi, Adolf Harnack'ın What Is Christianity? (Hristiyanlık Nedir?) adlı kitabı dahil Alman teolojik etütlerinin artmasıyla ortaya çıktı. Harnack, Hristiyanlığı, Tanrı'nın evrensel babalığı ve insanın evrensel kardeşliği olmak üzere iki temel bildiriye indirgedi ki, bu iki düşünce de Kutsal Kitap'ta Harnack'ın ifade ettiği şekilde benimsenmez._

 

BİR DİN DEĞİL, BİR TEOLOJİ

 

            Dini özüne indirgemeye çalışan bu hareketin ince ama dramatik bir etkisi oldu. Din etüdünün yerini eğitim dünyasında teoloji etüdü aldı. Değişim öylesine kurnazcaydı ki, halkın geneli için, din ve teoloji aynı şeydi, bu yüzden halk dramatik bir etki hissetmedi. Eğitim dünyasında bile geçiş fazla bir itiraz görmeden yaygın bir şekilde kabul edildi.

            Birkaç yıl önce, A.B.D.'nin orta bölgelerindeki zengin bir Hristiyan ve Reform geleneği olan ünlü bir üniversitenin bir fakültesinde konuşmaya davet edilmiştim. Okulun rektörü yoktu ve fakülte üniversitenin kimliğini belirlemek için özeleştiri yapıyordu. Benden, "Sadece Hristiyan olan eğitimin diğerlerinden farklı yanı nedir?" sorusuna yanıt vermemi istiyorlardı.

            Konuşmamdan önce bölüm başkanı bana kampüsü gezdirdi. Fakültenin ofis binasına girdiğimizde, kapısında "Din Bölümü" yazılı olan bir ofis gördüm.

            O akşam, fakültede konuşurken, "Fakültenizi gezerken üzerinde 'Din Bölümü' yazılı bir ofis kapısı dikkatimi çekti. İki tane sorum var. Birincisi, 'Bu bölüme her zaman Din Bölümü deniyor muydu?'" dedim.

            Sorum sessizlik ve boş gözlerle karşılandı. Önce sorumu kimsenin yanıtlayamadığını düşündüm. Sonunda fakültenin yaşlıca idarecilerinden biri elini kaldırıp, "Hayır, eskiden adı 'Teoloji Bölümü'ydü. Otuz yıl kadar önce adını değiştirdik" dedi.

            "Neden değiştirdiniz?" diye sordum.

            Odadaki kimsenin hiçbir fikri yoktu, ayrıca da aldırmaz gözüküyorlardı. "Önemli değil" diye düşündükleri belliydi.

            Fakülteye teoloji öğrenimiyle din öğrenimi arasında büyük bir farklılık olmadığını hatırlattım. Tarihsel olarak din öğrenimi, antropoloji, sosyoloji ya da hatta psikoloji başlıkları altına konuyordu. Dinin eğitsel araştırması, bir bilimsel-deneysel yönteme oturtulmaya çalışılmıştı. Bunun nedeni çok basitti. İnsansal etkinlik doğal dünyanın bir parçasıdır. Görünen, deneysel olarak analiz edilebilen bir etkinliktir. Psikoloji, biyoloji kadar somut olmayabilir ama inançlara, dürtülere, düşüncelere ve bu tür şeylere karşılık olarak ortaya çıkan insan davranışı bilimsel yönteme uygun bir şekilde etüt edilebilir.

            Bunu daha basit bir şekilde dile getirirsek, din öğrenimi, ister antropoloji, ister sosyoloji, ister psikoloji başlığı altında olsun belirli türde bir insansal davranışı öğrenmektir. Diğer yandan teoloji öğrenimi, Tanrı konusunda öğrenimdir. Din, insan-merkezlidir; teoloji Tanrı-merkezlidir. Din ve teoloji arasındaki fark, nihai olarak Tanrı ile insan arasındaki farktır ki bunu hiç de küçük bir fark sayamayız.

            Yine, bu bir konu farkıdır. Teoloji’nin esas konusu, Tanrı'dır; dinin konusu insandır.

            Bu basitleştirmeye hemen büyük bir itiraz edilir: Teoloji öğrenimi, insanların Tanrı hakkında söylediklerini içermez mi?

           

 

KUTSAL KİTAP'IN ETÜDÜ

           

            Bu soruya bir tek sözcükle yanıt veririz: "Kısmen." Teolojiyi birkaç şekilde etüt ederiz. Birincisi, Kutsal Kitab’ı etüt ederiz. Tarihsel olarak Kutsal Kitap, kilise tarafından tanrısal vahyin kural oluşturan temeli olarak kabul edilmişti. Nihai yazarının Tanrı'nın Kendisi olduğu kabul edildi. Bu yüzden Kutsal Kitap'a, verbum Dei (Tanrı Sözü) ya da vox Dei (Tanrı'nın sesi) adları verilmişti. Tanrı'nın Kendini bildiriminin ürünü olarak kabul edilirdi. İçindeki bilgi, insanın deneysel araştırmasının ya da insansal varsayımların sonucu olarak değil, doğaüstü vahiy sonucu gelir. Adına vahiy denir çünkü Tanrı'nın düşüncesinden bize gelir.

            Tarihsel olarak Hristiyanlık, insan anlayışı ya da marifetiyle keşfedilen aracılığıyla vahyedilmiş gerçek olduğunu iddia etti ve böyle kabul edildi.

            Pavlus, Romalılar'a mektubuna şu sözlerle başlar: "İsa Mesih'in kulu, Tanrı'nın müjdesini yaymak için seçilip elçi olmaya çağrılan ben Pavlus'tan selam!" (Romalılar 1:1). "Tanrı'nın müjdesi" sözü ne anlama gelir? "Nın" eki, O'na ait olduğunu mu, yoksa O'nun hakkında olduğunu mu belirtir? Pavlus, müjdenin Tanrı hakkında bir şey olduğunu mu, yoksa Tanrı'dan bir şey olduğunu mu söylemekte? Tarihsel Hristiyanlık, bu soruyu sahte ikilem ya o ya da diğeri aldatmacasında bir alıştırma olarak görür. Klasik Hristiyanlık, müjdenin hem Tanrı hakkında ve hem de Tanrı'dan bir mesaj olduğunu söyler.

            Kilise aynı zamanda, Kutsal Kitab’ın Tanrı'nın parmağıyla yazılmadığını her zaman kabul etmiştir. Tanrı bir kitap yazıp onu Cennetsel Yayınevi'nde yayınlayıp sonra da dünyaya paraşütle atmamıştır. Kilise, Kutsal Kitab’ın insan yazarlar tarafından oluşturulup yazıldığını her zaman kabul etmiştir.

            Günümüzdeki hararetle tartışılan konu: Bu insan yazarlar, kendilerine yardım edilmeden kendi düşünce ve anlayışlarını mı yazıyorlardı yoksa vahyin araçları olarak özel bir şekilde donatılmış olarak Tanrı'nın esini ve yönetimi altında mı yazıyorlardı? Kutsal Kitab’ın sadece insan düşüncesi ve anlayışı olduğunu söylersek Kutsal Kitap teolojisinden, Kutsal Kitab’ın Tanrı hakkında insansal öğretişler içerdiğini söyleyerek bahsedebiliriz ama artık Kutsal Kitapsal vahiyden söz edemeyiz. Eğer Tanrı, Kutsal Kitab’ın nihai yazarıysa, hem Kutsal Kitapsal vahiyden hem de Kutsal Kitap teolojisinden söz edebiliriz. Eğer nihai yazar insansa, Kutsal Kitap teolojisi ya da teolojilerinden bahsetmekle sınırlanırız. Durum buysa, Kutsal Kitap teolojisini, Tanrı hakkındaki insansal etütlerin bir yönü olarak dinin bir alt bölümü şeklinde görebiliriz.

 

TARİHİN ETÜDÜ

 

Teolojiyi etüt etmemizin ikinci bir yolu, tarihsel etüttür. Tarihsel teolojiler, vahyin esinlendirilmiş araçları olmayan insanların Tanrı hakkında öğrettiklerini içerir. Tarihsel konseyleri, İnanç Bildirileri'ni ve Augustin, Thomas Aquinas, Martin Luther, John Calvin, Karl Barth ve diğerleri gibi tanrıbilimcilerin yazılarını inceleriz. Her birinin Kutsal Kitap teolojisini nasıl anladığını öğrenmek için çeşitli teolojik gelenekleri etüt ederiz. Bu dinsel düşüncenin bir etüdü olduğundan ötürü buna din etüdü de denilir.

            Sadece dinsel düşüncenin tarihçesini anlamak için tarihsel teolojiyi etüt etmeye motive edilebiliriz. Bu senaryoda konu insan düşüncesidir. Ya da, tarihsel teolojiyi başka insanların Tanrı hakkında neler öğrendiğini öğrenmek için etüt edebiliriz. Bu senaryoda, konu Tanrı ve Tanrı hakkındaki şeylerdir.

            Tabii ki, tarihsel teolojiyi etüt etmeye bu ikisinin bileşimi ya da başka nedenlerden ötürü motive edilebiliriz. İkisinin aynı şey olmadığının bilincinde olduğumuz sürece, önemli olan öncelikle ya teolojik ya da dinsel bir ilgimiz olmasıdır.

 

DOĞANIN ETÜDÜ

 

            Teoloji etüdü yapmanın üçüncü bir yolu, Tanrı'nın karakteri hakkında verdiği ipuçlarını bulmak için doğayı etüt etmektir. Buna doğal teoloji diyoruz. Doğal teoloji, Tanrı hakkında doğadan edinilen bilgilerden söz eder. İnsanlar doğal teolojiye iki değişik noktadan yaklaşırlar. İlk olarak, doğal teolojiyi sadece insansal varsayımlardan çıkarılan--doğa üzerinde bir yerden yardım almayarak sadece mantıkla düşünülen--bir teoloji olarak görenler vardır. İkinci olarak, doğal teolojinin tarihsel yönüyle uygun olarak doğal vahyin bir ürünü ve onu temel alan bir ürün olarak görenler vardır. Vahiy, Tanrı'nın yaptığı bir şeydir. Bu, Tanrı'nın Kendini bildirme etkinliğidir.

            Doğal teoloji bizim edindiğimiz bir şeydir. Ya doğayı kendi başına nötr bir objeymiş gibi gören insansal varsayımların ya da insanların Yaratıcı'nın yarattıklarının içinden ve onlar aracılığıyla verdiği bilgiyi algılayışının sonucudur. İkinci yaklaşım, doğayı sessiz ve nötr bir obje olarak değil, yaratılmış düzen aracılığıyla bilginin yayınlandığı bir tanrısal vahiy tiyatrosu olarak görür.

            On altıncı yüzyıldan yirminci yüzyılın başına dek, bildiğim hiçbir Reform tanrıbilimcisi doğal teolojinin doğal vahiyden alındığı düşüncesinin geçerliliğini inkar etmemiştir. Günümüzde, hiçbir yerden yardım almadan sadece insansal varsayımları temel alan teolojiye karşı olan kuvvetli antipati, kendisiyle birlikte doğal teolojinin tümüne karşı yaygın ve toptan bir reddediliş getirmiştir.

            Kısmen Aydınlanma rasyonalizmine karşı bir tepki olan bu ayrılış, tarihsel Reform teolojisi ve Kutsal Kitap teolojisinden bir ayrılıştır.

            Hem Roma Katolik Kilisesi ve hem de Reform teolojisi, doğal teolojinin doğal vahiyden alındığını kabul eder. Bu önemli görüş birliğinin nedeni, her iki tarafın da özel vahiy olarak gördüğü Kutsal Kitab’ın, Tanrı'nın Kendisini Kutsal Kitap'ta vahyetmesinin yanı sıra, doğada tanrısal vahyin bulunduğu bir alan oluşudur.

            Klasik teoloji, özel vahiy ve genel vahiy arasında kesin bir ayrım yapmıştır. Bu iki tür vahiy, her birinin içerik alanı ve dinleyicilerinden ötürü birbirlerinden özel ve genel terimleriyle ayrılmışlardır.

            Özel vahyin özel olmasının nedeni, Tanrı hakkında doğada bulunamayan belirli bilgiler sağlamasıdır. Doğa bizlere Tanrı'nın kurtuluş planını bildirmez, bunu yapan Kutsal Kitap'tır. Tanrı'nın karakteri ve etkinliklerinin hakkında Kutsal Kitap'tan edindiğimiz kesin bilgiler doğadan edinebileceğimizden çok daha fazladır. Ayrıca Kutsal Kitap'a özel vahiy adı da verilir, çünkü içinde bulunan bilgiler, Kutsal Kitab’ı hiçbir zaman okumamış ya da Kutsal Kitab’ın içindekiler kendilerine hiçbir zaman bildirilmemiş kişiler tarafından bilinmezler.

            Genel vahyin genel olmasının nedeni, Tanrı hakkında genel gerçekler vahyetmesi ve seyircisinin evrensel oluşudur. Herkes doğa aracılığıyla Tanrı'nın vahyinin bir derecesini görmüştür.

            Genel ya da doğal vahiyle ilgili en iyi bildiri, Pavlus'un Romalılar'daki sözleridir:

 

            Haksızlıkla gerçeğe engel olan insanların bütün tanrısızlık ve haksızlığına karşı Tanrı'nın gazabı gökten açıkça gösterilir. Çünkü Tanrı'ya dair bilinen ne varsa, gözlerinin önündedir. Tanrı hepsini gözlerinin önüne serdi. Dünyanın yaratılışından beri, Tanrı'nın görünmeyen nitelikleri, yani sonsuz gücü ve Tanrılığı, O'nun yaptıklarıyla anlaşılarak açıkça görülüyor. Bu nedenle özürleri yoktur. Tanrı'yı bildikleri halde O'nu Tanrı olarak yüceltmediler, O'na şükretmediler. Ama düşüncelerinde budalalığa düştüler; anlayışsız yüreklerini karanlık bürüdü...

                                                                                                                      Romalılar 1:18-21

 

 

            Tanrı insanların doğal vahyi engellemelerinden ötürü insanlara gazabını yöneltir. Tanrı, Kendisi hakkında bilinebilecekleri "gösterdiğinden" ötürü tanınabilir. Bu gösterim ya da vahiy "belli" ya da açıktır. Doğanın yaratılışından beri, Tanrı'nın görülmez nitelikleri, görülmez oldukları halde "açıkça görülmektedir" yani bunlar Tanrı'nın yaptığı şeylerde ve onlar aracılığıyla görülmektedirler. Bu, evrensel olarak Tanrı'nın kendisini doğada ve doğa aracılığıyla bildirişi ve bir genel ya da doğal vahiy oluşu olarak anlaşılır.

            Bu görünen vahiy bize "işler" mi ve Tanrı konusunda herhangi bir bilgi edinmemizi sağlar mı? Pavlus bizleri bu konuda şüphede bırakmaz. Pavlus bu tanrısal vahyin "görüldüğünü" ve "anlaşıldığını" söyler. Bir şeyi görmek ve anlamak, onun hakkında belirli bir tür bilgiye sahip olmaktır.   

            Pavlus, "Tanrı'yı bildiklerini" söyler, bunu söylemekle doğal vahyin doğal bir teoloji ya da Tanrı konusunda doğal bir bilgi oluşturduğunu açıkça bildirmiş olur. Tanrı'nın gazabı, insanların Tanrı'nın doğal vahyini kabul etmediklerinden ötürü değil, bu bilgiyi kabul ettikten sonra davranmaları gerektiği şekilde davranmadıklarından ötürü gelir. Tanrı'yı onurlandırmayı veya O'na karşı minnettar olmayı reddederler. Tanrı'nın gerçeğini bastırırlar ve Pavlus'un daha sonra söylediği gibi, "Tanrı'yı tanımakta yarar görmezler" (Romalılar 1:28).

            İnsanlar Tanrı hakkında sahip oldukları doğal bilgiyi reddederler. Ancak bu reddediş, ne vahyi ne de bilginin kendisini yok eder. İnsanlığın günahı, sahip oldukları bilgiyi kabul etmeyi reddetmeleridir. Tanrı'nın vahyettiği ve kendilerinin açıkça gördükleri gerçeğe aykırı hareket ederler.

            Özel vahyi kabul eden İnanlı, şimdi genel vahye doğru bir şekilde karşılık verecek durumdadır. Bu bakımdan Hristiyan'ın hem özel ve hem de doğal vahyin en çalışkan öğrencisi olması gerekmektedir. Teolojimiz hem Kutsal Kitap ve hem de doğa hakkında bilgi sahibi olmalıdır. Her ikisi de aynı vahyeden kaynaktan, Tanrı'nın Kendisinden gelir. İki vahiy çatışma içinde değildir; Tanrı'nın Kendini bildirmelerinin uyumunu yansıtırlar.

            Teoloji öğrenmemizin son bir yolu da, varsayımsal felsefi teoloji aracılığıyladır. Bu yaklaşım ya doğal vahye daha önceki bir adanmışlıkla ya da doğal vahye karşı koymak için bilinçli bir çaba gösterimiyle güdülür. Bunların birincisi Hristiyan için uygun bir nedendir; ikincisi ise insan özerkliği bahanesini temel alarak Tanrı'ya karşı ihanettir.

            Bütün bu çeşitli yaklaşımlarda sadece bir din analizinden öte bir teoloji etüdü olabilir. Tanrı'yı anlama arayışına girdiğimizde, bu teolojidir. Arayışımız insanların teolojiye tepkilerini anlamakla sınırlı olduğunda, bu dindir.

 

BİLİMLERİN KRALİÇESİ

           

            Teoloji etüdü, insanlığın bir etüdünü içerir ama bu teolojik bir bakış açısından yapılır. Bilim dalımızı şekil 0.1.'deki gibi düzenleyebiliriz. Teoloji disiplininin birçok alt bölümü vardır, bunlardan biri de antropolojidir. Modern yaklaşım daha çok, burada teolojinin antropolojinin bir altkümesi olduğu şekil 0.2'ye benzer.

 

Şekil 0.1.

Teoloji Konusunda Tanrı Merkezli Görüş

 

Teoloji

Kurtuluş Bilimi  Mesiholoji        Antropoloji

 

 Bu iki örnek, insan konusunda Tanrı-merkezli görüş ile din ve Tanrı konusunda antropo-merkezli farkı göstermektedir.

            Klasik müfredatta, teoloji bilimlerin kraliçesi ve bütün diğer disiplinler de onun nedimeleridir. Modern müfredatta insan kraldır ve eski kraliçe önemsiz bir konuma indirgenmiştir.

            David F. Wells, büyük eseri No Place for Truth'da (= Gerçeğe Yer Yok) şöyle yazmıştır:

 

            Teolojinin Kilise'nin hayatından yok oluşunu ve bu yok oluşun Kilise'nin bazı liderleri tarafından düzenlenişini günümüzde görmemek zordur ama tuhaf olan bunu kanıtlamanın kolay olmayışıdır.

 

Şekil 0.2.

Teoloji Konusunda

İnsan Merkezli Görüş

 

Antropoloji

                        Sosyoloji                     Kültür  Din

                                                                                  Teoloji

Örneğin, çok yaygın bir şey olan, iman odağının Tanrı olmaktan çıkıp kişinin kendisi olmaya geçtiği boş tapınmada, bu geçişi izleyen psikolojikleştirilmiş vaazlerde, kesin ve somut inançların yok olmasında, onun tiz pragmacılığında (doğruluğu ve gerçekliği tek yanlı olarak yalnızca hareketlerin sonuçları ve başarıları ile değerlendiren öğreti), kültür hakkında kesin ve açık bir şekilde düşünememesinde, mantıksızdan zevk alışında bunu görmemek zordur. Wells, Ian T. Ramsey'den aktarma yaparak, şu anki durumumuzdan teolojisi olmayan bir kilise ve Tanrısı olmayan bir teoloji olarak söz eder._

            Teolojisi olmayan bir kilise ya da Tanrısı olmayan bir teolojinin, Hristiyan inancı için bir seçenek olmadığı kesindir. Kişi, Tanrısız bir dine ya da teolojiye sahip olabilir ama kimse bunlar olmadan Hristiyanlığa sahip olamaz.

 

            SİNA'DA TEOLOJİ VE DİN

 

            Teolojiyle din arasındaki farka daha çok örnek vermek için, İsrail'in tarihinden ünlü bir olayı kısaca inceleyelim. Çıkış 24'de şöyle okuyoruz: "Musa dağa çıkınca, bulut dağı kapladı. RAB'bin görkemi Sina Dağı'nın üzerine indi. Bulut dağı altı gün örttü. Yedinci gün RAB bulutun içinden Musa'ya seslendi. RAB'bin görkemi İsrailliler'e dağın doruğunda yakıcı bir ateş gibi görünüyordu. Musa bulutun içinden dağa çıktı. Kırk gün kırk gece dağda kaldı" (Çıkış 24:15-18).

            Bu olayda Musa, daha önce duman, gökgürültüsü ve şimşekler arasında ziyaret ettiği dağa çıkıyor. Tanrı'yla bir görüşmeye çağrılmıştı. Tanrı'nın görkemi halka yakıcı bir ateş olarak gösterilmişti. Ama Tanrı'nın Kendisi, bulutlarla saklanarak onlardan gizlenmişti.

            Musa bulut örtüsünün içine girdi. Misyonu, tamamen teoloji misyonuydu. Tanrı'nın Kendisinin peşindeydi. Bu gösterimin ışığı altında arkada bırakılan kişilerin ateist olmadıklarını varsaymalıyız. Tanrı'nın gerçekliği ve kurtarıcı işinin bilincinde olarak bu kişiler ne sekülerist ne de liberallerdi. Bunlar kendi zamanlarının müjdecileri, özel vahyi alanlar ve kurtarıcı çıkış olayına katılmış olan kişilerdi.

            Ancak daha sonra bu anlatımda, bu kişilerin davranışlarında şaşırtıcı bir değişim okuyoruz: "Halk Musa'nın dağdan inmediğini, geciktiğini görünce, Harun'un çevresine toplandı. Ona, 'Kalk, bize öncülük edecek bir ilah yap' dediler, 'Bizi Mısır'dan çıkaran adama, Musa'ya ne oldu bilmiyoruz!'" (Çıkış 32:1).  

            Bunun ardından benzeri görülmemiş bir dinden dönüş gerçekleşti: Altından bir buzağı yapıldı ve ona tapınıldı. Bu dinsel bir etkinlik, bir yaratığa tapınılışı odaklayan dinsel bir etkinlikti. Türünün en güzeli olan paha biçilmez buzağılarını yaptıklarında, "Ey İsrailliler, sizi Mısır'dan çıkaran ilahınız budur!" dediler (Çıkış 32:4).

            Bunun teolojik bir bildiri olduğuna dikkat edin. Altın buzağının Tanrı olduğunu ve buzağının kendilerini esaretten kurtardığını iddia ettiler. Bu teolojinin sahte olduğu aşikardı. Bu ayrıca sahte dinin sahte teolojiden çıktığının da bir kanıtıydı. Buzağıları, Tanrı'nın gerçeğini bir yalanla değiştiren ve Tanrı'nın yüceliğini bir sanat eserine değişen bir puttu.

            Burada birçok yanlış vardır. İlk olarak, boğa Mısır'ın put tanrılarının kutsal imajıydı. İsrail, kendi boğa-putlarını yaparak etrafındaki dünyanın dinine ayak uydurdu. Yeni dinleri şimdi çevrelerine uygundu. Yönetebilecekleri bir tanrıları olmuştu. Onu yapmışlardı ve onu atabilirlerdi ya da yok edebilirlerdi. İnek hiçbir buyruk vermemişti ve hiçbir itaat talep etmiyordu. Korkulacak bir gazabı ya da adaleti ya da kutsallığı yoktu. Sağır, dilsiz ve acizdi. Ama en azından eğlencelerini bozmazdı ve onları yargıya çağırmazdı. Bu, insanlar tarafından tasarlanmış, insanlar tarafından uygulanan ve nihai olarak insanlar için hiçbir faydası olmayan bir dindi. Onlarınki Tanrısız bir teoloji ve bir dindi. Dinsel uygulamanın öğelerine sahipti ama tapınılan Tanrı değildi. Gerçek Tanrı'nın gerçek karakteri halkın boş teolojisi tarafından soyulmuştu.

            İroninin dahası, Musa'nın dağlardan dönmeyi geciktirme nedeninde görülüyor--24'cü bölümden 32'ci bölümdeki bu ana dek Musa Tanrı'dan ayrıntılı talimatlar almaktaydı. Tanrı, buluşma çadırı, Harun'un soyunun devam ettireceği kahinlik sistemi, tapınma düzeni ve Sept gününün kutsallığı hakkında ayrıntılı buyruklar veriyordu.

            Musa sağlam teoloji öğrenirken başkahin atanan ilk insan olan Harun, altından bir buzağıya bir sunak inşa ediyordu. Tanrı Musa'ya, gerçeğin teolojisini temel alan doğru din hakkında öğretide bulunuyordu.

            David F. Wells şuna dikkat çeker: "Geçmişte, teolojinin uygulanışı, (1) bir itiraf öğesi, (2) bu itiraf üzerinde düşünüş ve (3) ilk iki öğeyi temel alan bir dizi erdemin geliştirilmesi olmak üzere hem Kilise'nin ve hem de bilimsel çevrelerin üç yönünü kapsıyordu._

            Reform teolojisinden söz ettiğimizde, onu bu tarihsel bakış açısına göre inceleyeceğiz. Etüdümüze Reform teolojisinin öncelikle ve en önemli olarak bir teoloji olduğunun üzerine basarak başlıyoruz. Bir teoloji olarak, itirafsal, düşünsel ve davranışsal yönleri vardır.

            Bu kitabın geri kalan kısmı, bu teolojiye neden Reform adı verildiğini inceleyecek ama bunu yapmadan önce bir kez daha bunun sadece teolojisiz bir din değil, bir teoloji olduğunu tekrar etmemiz gerekiyor. Reform teolojisinin Tanrı'nın karakteri öncelikle ve en önemli olarak anlayışla güdülmektedir.