İki Dua arasındaki farklılıklar

İki duayı da gördük, Yakup ile Yuhanna’nın duasını ve Bartimay’ın duasını okuduk. Her ikisine de Rab İsa ‘Senin için ne yapmamı istiyorsun?’ diye sormuştu.

Yakub ile Yuhanna için cevap olumsuzdu, Bartimay içinse cevap ‘evet’ti.

Yakup ile Yuhanna İsa’nın dilinden kendilerine düşen payı aldılar, Bartimay ise herkesin önünde imanı için övüldü.

İki dua arasındaki beş farklılık üzerinde duracağız.

  1. Ululuk kavramı.

Yakup ile Yuhanna, üç senedir İsa’yla beraber olduklarından dolayı sanki çok fazla içli-dışlı olmuşlardı. O’na ‘öğretmenimiz’ diyorlardı. Bu saygılı bir hitap şekliydi, fakat gerçek anlamda O’nun büyüklüğünü yansıtmıyordu. İsa’nın ululuğu kavramaktan uzak, sadece ‘öğretmenimiz,’ diyorlardı.

Müjde’yle biz, Ulu Tanrı’ya yaklaşma hakkına sahip olduk. Tanrı uzağımızda değil ulaşılabilir ve yakındadır. Oysa burada, Yakup ile Yuhanna kiminle konuştuklarının henüz farkında değildiler. ‘Bir dileğimiz var, bunu yapmanı istiyoruz,’ diyorlardı, yeterli saygıdan uzak bir ifadeyle. Sözleri neredeyse bir emir gibiydi.

Ne yazık ki biz de buna yatkınız, değil mi? Bizim için de çok fazla içli-dışlı olmak tehlikesi var; yatkınlık ve laubalilik gibisinden.

Önemli olan seçtiğimiz kelimeler değil, çok özel kelimeler kullanarak, görkemli bir hitap tarzıyla ama aynı ‘saygısız’ tavrı sergilemek de mümkündür. Önemli olan soru şu ki, dualarınızda kime hitap ediyorsunuz?

Bartimay’ın yaklaşımına bir göz atalım: İki hitap şekli kullanıyor.

Davut Oğlu – Yani Mesih. Mesih, Hazreti Davut’un soyundan gelecekti ve Yahudiler Mesih’i bekliyorlardı. Mesih ‘meshedilmiş olan’ anlamına gelir ve aynı köktendir. Tanrı tarafından Kutsal Ruh’la meshedilmiş olan önder yani kral.

Rabbuni – çok nadiren kullanılan bir hitap şekli ve ancak Allah’ı anmaya mahsus bir ifadedir – yani ancak dua esnasında kullanılmaktaydı.

Öğrencilerin göstermediği riayet ve hürmeti o dilenci gösterdi. İsa’ya, yakınlarının kavrayamadığı ululuğu, Bartimay kavradı.

  1. Bilgili misin kör müsün?

Öğrenciler kibirle yaklaştılarveRab onları alçalttı. Bartimay alçak gönüllükle yaklaştı ve Rab onu onurlandırdı.

Tanrı kibirlilere karşıdır, ama alçakgönüllülere lütfeder.

Yak 4.6

Çok fazla bilgiliyim diye düşünmek oldukça tehlikelidir.

Yakub ile Yuhanna olgun öğrencilerdi. Üç senedir kiliseye gidiyorlar ve her şey bildiklerine inanıyorlardı; yani Alfa Kursu’nu tamamlamışlardı.

Fakat aslında tamamen yanılgı içindeydiler. İsa’nın Kudüs’e gidişi ve egemenliğiyle ilgili esaslarda yanılıyorlardı!

Bartımay kör olduğu halde öğrencilerden daha net görmüştür.

Bu, Markos’un kitabında süregelen bir uyarıdır.

Bir kişi Rab’be geliyor. Bir iki şey öğreniyor ve kendisini olgunlaşmış zannederek gurura kapılıp, aniden pat diye yanılgıya düşüyor. Çünkü dikkat etmezsek bilgi bizi gurura düşürebilir, burnumuzu büyütebilir.

Yakup ile Yuhanna’nın günahı neydi: Küstahlık, haddini aşmak.

Kendin hakkında ne düşünüyorsun? Bilgili misin, kör müsün? Aynaya bakarken kimi görüyorsun?

İsa’ya, O’nu görebildiğinizi zannederek yanaşmayın, tersine Bartimay gibi kör olduğunuzu bile bile gelin. Çünkü aramızdaki en olgun, en bilge kişi bile Tanrı’nın isteğini nereye kadar bilebilir, yüzde birini bile bilmez ki! Zaten Yakup ile Yuhanna yanıldıysa, bizler de mutlaka yanılacağız!

Zenginim, zenginleştim, hiçbir şeye gereksinmem yok diyorsun; ama zavallı, acınacak durumda, yoksul, kör ve çıplak olduğunu bilmiyorsun

Vahiy 3.17

  1. Haklarına dayanarak mı lütfa dayanarak mı?

Yakup ile Yuhanna, Rab’den bir şey hak etmişçesine, Bartimay ise Rab’bin önünde hiç bir hakkı olmadığını bilerek dua etti.

Konunun özü budur arkadaşlar. Tehlike şu ki, nereden geldiğimizi çok çabuk unutabiliriz. Yakup ile Yuhanna az önce Bartimay’ın konumundaydılar.

Bartimay yolun kenarında oturuyordu. Tanrı’ya yabancı, Tanrı’dan uzak. İncil’e göre hepimizin konumu aynıdır. Günahlarımızdan dolayı Tanrı’dan kopuk bir durumdayız.

Yakup ile Yuhanna başlangıçta aynı durumdaydılar. Fakat İsa onları çağırdı, bağışladı, kabul etti, görevlendirdi, dahil etti.

Tanrı’dan hiç bir şey hak etmiyoruz. Bize gelen her nimet ancak lütfuna dayanır.

Çünkü günahın ücreti ölüm, Tanrı'nın armağanı ise Rabbimiz Mesih İsa'da sonsuz yaşamdır

Rom 6.23

Bunu derin derin kavrayıp içselleştirirsek, şikayete hiç hakkımız olmadığını anlayabiliriz. Ben de ölmüş olmalıydım, çünkü günah işleyen herkes ölüme mahkumdur. Ancak Tanrı bana lütfettiği için bugün uyandım! Oysa Tanrı’nın önünde diri olmaya hakkım yoktu!

Bartimay nasıl dua etmişti: Acı bana! Yalnızca İsa’nın merhametine başvurarak yalvardı. Mahkemeye çıkarken yasanın bize tanımış olduğu haklarımıza güveniriz değil mi, adalete güveniriz. Fakat Tanrı’nın karşısındayken başvuracağımız bir adalet yok. Çünkü Yasa’ya göre zaten suçluyuz ve ölmeliyiz. Ancak Tanrı’nın merhametine dayanarak yardım isteyebiliriz; başka bir yol yok.

  1. Tanrı’yı denetlemeye çalışıyorlardı!

Hiç olur mu öyle bir şey,’ diye düşünebilirsiniz.

Yakup ile Yuhhanna’nın söylediklerine bir göz atalım: "Öğretmenimiz, bir dileğimiz var, bunu yapmanı istiyoruz" dediler. Sanki ATM makinesine kartlarını yerleştirip şifreyi girmiş, parayı bekliyorlardı.

Din her zaman Allah’ı denetlemeye yönelik bir çabadır.

Yani belli şartlara göre yaşarsam, Tanrı karşılığını vermek zorunda kalır.

Eğer düzenli bir şekilde dua edersem, Tanrı beni bereketleyecektir.

Başlangıçtan beri din hep alış-veriş şeklinde işlemiştir.

Kral Agamemnon, Truva seferine çıkmadan önce, yelkenlileri için avantajlı rüzgarlar dileyerek kendi kızını kurban etmiş ve kurbanın karşılığı olarak rüzgarlar esmeye başlamış. Yani kendince dininin gereksinimlerini yerine getirmiş ve olumlu bir karşılık da almıştı; efsane böyle diyor! Ama aslında Tanrı bir makina değildir ve alaya alınamaz. Tanrı özgürdür ve istediğini yapabilir, bunun şakası olmaz!

Bu yüzden dinler insanları hayal kırıklığına uğratır, çünkü Tanrı denetlenemezdir! Haşa! O’nunla pazarlık yapamazsın, O’nunla iş yapamazsın. Din yoluyla işler yürümez.

Bir kadınla karşılaştım. Dedi ki: ‘Hristiyanlığı denedim, çalışmadı. Vazgeçtim.’ Bir meşrubat makinesi gibi algılıyordu Tanrı’yı. ‘Paramı koydum ve kola verilmedi, çalışmıyor!’

Yok öyle!

Bu yüzden insanları, Hristiyanlığın bir din olmadığına ikna etmeye çalışıyoruz!

  1. Rahatlık – çaresizlik

Yakup ile Yuhanna’nın duası rahatlıktan kaynaklanıyordu. Bartimay’ınki ise çaresizlikten edilmişti.

Rahatlıktan kaynaklanan o tehlike bizler için hep vardır.

Yakup ile Yuhanna Mesih’te sonsuz yaşama kavuşmuşlardı bir kere, O’nunla beraber yürüyorlardı. O’ndan sayısız nimet almışlardı. Ama şunu düşünüyorlardı: Başka ne olabilirdi, Kendileri için başka ne isteyebilirlerdi?

Bartimay’ın vaziyeti vahimdi. Onunkisi çaresizlikten gelen bir feryat, ‘İşte İsa geçiyor. Birazdan gitmiş olacak.’ İsa’ya kavuşmak için tek şansı buydu. Her şeyi göze aldı, yakardı, direndi. İteklenmesine karşın devam etti. Ya hep ya hiç, ‘acı bana!’

Bakın arkadaşlar, dünyanın problemler içinde olduğu açık. Eğer dünya fena haldeyse, suç kimde, bunu hiç sordunuz mu?

Suç bende, gerçekten. Durum acil ve suç her zaman bende!

Eğer bende daha çok iman olsaydı, daha çok cesaret, daha çok dua, daha çok ateş, Rab’bin beni nasıl kullanabileceğini kim bilebilir ki, Rab’bin benim aracalığımla yapabileceklerini kim tahmin edebilir?

O halde değişim benden başlasın!

En son ne zaman kendin için Bartimay gibi dua ettin? ‘Ya Rab! Acı bana! Değiştir beni! Yak beni! Problem bende Rab!’

Yakup ile Yuhanna’ya göre problem ötekilerdeydi. ‘Bizi yönetici yap,’ dediler ‘biz herkesi düzelteceğiz.’

Bartimay’a göre problem kendisindeydi.

Spiderman filminde şöyle bir söz geçer: ‘Büyük güçle beraber büyük sorumluluk gelir.’

Kilisede Tanrı’nın gücü olduğuna göre bizde de sorumluluk vardır. İstanbul’da ne sorunlar varsa, ne ihtiyaçlar varsa, çözüm bizdedir. Toplumun her alanında sorumluluklarımız vardır. Tanrı bizi değiştirsin, bizi yaksın...

Rahatlıktan, genişlikten sakının.

Sonuç

Yakup ile Yuhanna’dan ibret alalım. Onlar bu tehlikelere yatkın idiyse, biz de mutlaka yatkınız. Hepimizde Ferisileşmeye, dindarlaşmaya bir eğilim var. Hepimiz yasa düzenine dönmeye eğimliyiz ve bu insanlığın ortak bir yanılgısıdır. Yuhanna ile Yakup gibi, lütufla başlamak ama giderek konuştuğumuz tuzaklara düşmektir.

Tek çözüm olan lütuf müjdesini hep gözlerimizin önünde tutalım. İsa Mesih’in bizim için içtiği kaseyi hep kendimize hatırlatalım. Çünkü sadece ve sadece müjde bizi kurtarabilir ve cennete kavuşturabilir.

Bazen lütuf yani Müjde, Hristiyanlığın Alfabe’si olarak tanımlanır. Yani lütuf aracılığıyla kurtulduk, yeniden doğduk. Ama ondan sonra, gelişmek için bazı kurallar da gerekir.

Mesela iman ettiğimiz zaman duyduklarımız inanılır gibi değildi! ‘Olduğum gibi mi gelebilirim, Evet olduğun gibi; Rab beni kabul eder mi, Evet seni kabul eder!’ Ve dua biter bitmez bize öğütler verilmeye başlandı. Şimdi gelişmek için şunu, şunu, şunu yapman da gerekiyor. Evet, lütuf biletini almıştım, o halde şimdi iş başına!

Arkadaşlar lütuf müjdesi Hristiyanlığın Alfabesi değil, A’den Z’e kadar ancak lütuf aracılığıyla olgunlaşacağız, ama lütuftan ‘mezun’ olmayacağız. Müjde’den ‘Daha derin Gerçeklere’ geçmeyeceğiz. Müjdeden daha derin ne olabilir ki? Siz, İsa Mesih çarmıh üzerindeyken bizler için ne kadar çok özgürlük kazandığını gerçekten kavrayabildiniz, yani tamamen çözdünüz mü?

Sakın Yakup ile Yuhanna’nın akıbetine uğramayalım! Bartimay gibi olalım, Rab bizi yolun kenarından alıp da iyileştirdi. Bizi öğrencileri arasına dahil etti ve şimdi onun ardından yürüyoruz.

Müjde aynı zamanda bizi alçak gönüllü kılar – nereden geldiğimizi unutmayalım – ve bizi mutlu ve cesur eder, çünkü Tanrı tarafından seviliyoruz!