XV. ÜSTÜN GİZ (Luka 9:20-24)


İsa, onları uyararak bunu (Mesih olduğunu)

hiç kimseye söylememelerini buyurdu…

Ardımdan gelmek isteyen kendini inkâr etsin,

her gün çarmıhını yüklenip beni izlesin” dedi.

- Luka 9:20-24

Kişi kendi özüne döndükçe giz açığa çıkacak ve açıkta olan gizlenecektir. Bu durumda doğal olarak kişiyi ifşa eden bir takım isimler, makamlar, sözcükler kişi için artık hiç bir şey ifade etmeyecektir. Ve yapılan her şeyde ifade bulan Yaratan’ın kendi varlığı olacaktır. O zaman ifşa yani açığa çıkan esas olduğu sürece taklidi ya da batılı kendiliğinden ortadan kalkacaktır. Özellikle “ben” seviyelerinde üst gerçeklerin kolaylıkla idraki mümkün değildir. Bu nedenle bazen gizlilik görünürün algısı için çok büyük bir yardımcıdır. Bazen her şeyin ağızla ifadesi esasın yanlış anlaşılmasına nedendir. Oysa bütün kainat çok laftan ziyade bütün işlevi ve döngüsü ile kendisini ifade etmektedir. Bu, Kutsal Yazılar’daki bazı öykülerde de ifade bulmaktadır. Mesela Ester bölümünde anlatılan öyküde olduğu gibi. Bu öyküde de ifade edilmek istenilenin, gizin işleyişi olduğu gerçeğidir. Burada giz içerdedir. Fakat gizin ifşası dışarıya yaşamlarladır. Ve giz yaşamda aksettikçe giz giz olmaktan çıkar. Ama bu durumda herkese aşikâr olan kendi kimliklerimiz giz olmaya başlar.


MESİH İSA’NIN ÖĞRETİSİNDEKİ GİZSİZLİĞİN GÜCÜ


Yani her şeyden önce Efendimiz’in öğretisinde “Tövbe ve Göklerin Egemenliği” ikilisinin bugün bizi kökten Yaratan’a dönüştüren ve değiştiren olduğu müjdesi vardır. Ve bu müjde hakikaten algılayan için yaşadığı günlerine hitap eder yani bu Müjde aynı zamanda bu günedir. Şu anadır. Ve on iki talebe bu “yol talimi” üzerine gönderilmektedir. Bu “yolda” yolla bütünleşme vardır. Yolla bütünleşmeden önce mürşidimiz, kurtarıcımız, efendimiz Mesih İsa ile bütünleşme vardır. Ama bu bütünleşmeler sessiz bütünleşmelerdir. Bu bütünleşmeler sağa sola ifşa edinilecek değillerdir. Çünkü ilan edilen “Yaratan’a yürüyüşe yoldur.” Bu yola çıkış “tövbe ile başlar ve bu yolda yürüyüş talebeliktir ve bu yolda olma Yaratan’ın Ruh’unda Mesih’le bütünleşmenin getirdiği göklerin hükümranlığının aşağıya çekilmesidir.” Ve bu yolda boş işle iştigal etme yoktur. Ve bu yolda “Allah adı boş yere ağza alınmadığı gibi” bu yolda boş konuşma da yoktur. Onun için defalarca Mesih İsa bu “mana yolunda” olan birçok olguya isim verilmesini istemez. Yani “yolun dostu” yola dosttur. Yolun tarifine, izahına, ifadelerine dost değildir. Bu bağlamda konuya baktığımızda Mesih İsa’nın onikileri göndermesinde amaç bu muhteşem egemenliğin esasında Ruh’un kalpte açtığı noktada Mesihi düzeyde İsa’nın tarifinde ve kurtarışında bir yaşam olduğu gerçeğidir. Bu yaşam nettir. Bu yaşam bilgilenme yaşamı, bu yaşam inanç bildirgeleri okuma yaşamı değildir. Bu yaşam bir şeyler “yapma yaşamı” değil, bu yaşam “olma” yaşamıdır. Galile hamlıktır, Yeruşalim’e uzanan yol pişme yoludur. Yeruşalim’se yanmadır. O düzeyde artık Mesih’i düzeye yani hakiki “Yaratan sureti” olma düzeyidir. Bu “bol yaşam” yoludur. Bu yaşam metinlerdeki tecrübi yaşamların işaretinde “kurtarana” yani “Mürşite” yani “Mesih İsa’ya” tabi ve Mesih İsa’daki bütünlükte oluşacak bir mana grubu yani “Mesih talebeleri” ile yaşanacak bir yaşamdır.


ÜSTÜN GİZ

Bu öyle bir yaşamdır ki, en üst seviyeleri aksettiren Efendimiz Mesih İsa dahi böylesi bir kurtuluş yolunu “mana yolunu” yaşarken kendisinin “Mesihliğinin” ifade edilmesini dahi istememektedir. İnsanların farklı seviyelerini, algı zorluklarını bilerek bütünü iyi görebilmeleri için kendi hakkı olan bir makamı dahi “gizli tutmayı” tercih etmektedir: “İsa, onları uyararak bunu hiç kimseye söylememelerini buyurdu… Ardımdan gelmek isteyen kendini inkâr etsin, her gün çarmıhını yüklenip beni izlesin” (Luka 9:23). Bu “üstün gizidir.” Çünkü Yaratan’ın ışığının yansıdığı yerde “maddi bedendeki” kişi ya da kişiye verilen unvan öne çıktığında sınırsızlık sınırlanmış olur ve doğal olarak bu durumu algılama gayreti içindeki her kişide yine kendi sınırlılıkları içinde durumu algılama gibi bir yanlış yöne doğru eğilirler. Efendimiz henüz “çarmıha” gitmeden önce dahi burada esas Yaratan’ın Mesihi düzeyinde olması gereken “hakiki mana hizmeti prensibini yaşayarak öğretmekte ve ifade etmektedir. Bu “isminden ve makamından” bahsedilmeksizin mana hizmetini sunmasıdır. Bu sözlerde henüz “çarmıh hadisesi” geçmemiş olmasına rağmen “çarmıhtan” bahsedilmiş olması Mesih İsa’nın “çarmıh” öncesi söylemlerine bir anlamda Luka’nın “çarmıh” sonrası yorumudur. Ama buna binaen konu nettir. Esas Yaratan’a yürümenin gerçeği “yola dost” olma gerçeğidir. Ve bu gerçekte an o andır. Yani yaşam soluğun alınıp verildiği andır. Bu soluğun alınıp verildiği anda şahsın bir önemi kalmaz çünkü artık şahısta yaşayan Yaratan’ın “sevgi ve ihsanıdır.” Bu vasıfların canlılığında Mesih İsa dahi “kendini ortaya koyduğu kurtarış hayatında nefsini inkâr eder.”


EKMEĞİN GİZİ

Efendimiz İsa’nın sorusuna Petrus’un cevabı, “Sen Allah’ın Mesihisin” şeklinde olmasına karşın Mesih İsa, “onları bunu hiç kimseye söylememeleri konusunda uyarmaktadır” (Luka 9:21). Bu dahi Mesihi düzeyin insanlık içinde “tuz ve ışık” olan bir düzey olarak her zaman “maya” şeklinde varlığının devamlılığı içindir. Bu devamlılıkta ekmekte tamamen kaybolmuştur ama ekmek ortadadır. Oysa ekmekte mayayı bulmaya kalkarsanız ekmeği paramparça etmeniz gerekir. Bu nedenle “Yaratan’a man kaldırmada” yani “gönderilenin kaynağının farkında” şükran ve talebin yoğrulduğu iç çalışma halinde dahi hakikat “gizlide olan Baba’ya” gizlice yönelmektir. Yani “bilinenin üstünde hep bilinmeyen” hakimiyeti olduğuna göre “bilinenin üzerindeki bilinmeyen” esasında derinliktir ve derinliğe verilen anlam bu derinlikte kişiyi ya Yaratan sureti kılar ya Yaratan müsvettesi. Oysa amaç surettir. İşte bu yol “yolla bütünleşme yoludur.” Bu nedenle aradan “ben” çıkmadan “sen” olamayacağım gerçeğinde Efendimiz İsa Mesih dahi kendisi için “Mesih” titrini bir makam gibi algılanmaması birçok dini yetkilerle donatılmış önde gidenler gibi olmadığının kesin tasdik edilebilmesi için “nefsi inkâra” geçmiştir.


YOLDA YOL OLMA


Daha önceleri de hep söylediğimiz gibi bütün bu çalıştığımız konu üzerinde irdelediğimiz nokta “Yaratan’ı yaşama” noktasıdır. Bunu da en iyi bir biçimde Yaratan’ın Mesihi düzeyini ifşa eden Efendimiz Mesih İsa’nın kendi yaşam ayrıntılarında bu vurguyu bütün ayrıntıları ile keşfedip hayatımıza edinmemiz ve biz olarak Ruh’un ışımasında giyindiğimiz Mesih İsa’yı bizim “öz doğamızla” buluşturup “kendi doğamızda” Mesih’i ifşa etmemizdir. Bu “yola uyumdur.” Bu “yola dost olmaktır.” Bu İbrahim’in olduğu gibi “Halil İbrahim” yana “Allah dostu İbrahim” olmak gibidir. Ve burada artık İbrahim seviyelerinin çok üstünde ulaşılması gereken Yaratan sureti Mesih seviyesi vardır. Ve bu seviye artık kabuklardan kurtuluş seviyesidir.

Bu seviyede temel prensip “öğrenci kalmamaktır.” Temel prensip talebe olmak ve eninde sonunda Mesih’i giyinmektir. Talebe olmak ve Mesih’te Ruh’un ışımasında üste yürümektir. Üste yürüdükçe alt görüntü yavaş yavaş siluete dönüşür ve silinmeye başlar. Burada sahte bir alçak gönüllülüğün silueti yoktur. Burada toplum dışına çıkma hiç yoktur. Burada kişinin kendinden de kaçması yoktur. Aksine tövbe ve göklerin hükümranlığında tamamen kişinin toplum içinde ekmeği mayalayan maya gibi “halka man olması” misali bir aynılık içinde bir nüfuz etme vardır. Bu nüfuz edişte toplumun ürettiği o bütün “acılar yolu” üretimi üzerine “tuz ve ışık” olarak kaosta ıslahın ışımasını onlara gösteren “mana yolcuları” olma özelliği vardır. Onların bir isme ihtiyaçları, bir doktrininin göz bozan numaralı camları arkalarına sığınmalarına gerek yoktur. Onların bir takım isimlerle anılan hiyerarşik sistemler içinde yerlerini almalarına gerek yoktur. Onlar sadece Mesih İsa’yı izleyen ve Mesih İsa’da kurtuluşu giyinen Mesih talebeleridir. Adları sanları bilinmese de oradadırlar onlar halktırlar. Ve İsa Mesih’in akşamları dua için sakin yerlere çekilip gündüz halk içine karışması durumunda olduğu gibi onlar halk içindedirler. Hatta Yaratan’a verilen isimleri dahi boş boş yaşanılmayan ve edinilmemiş bir şeyler anlatılmasın, pazarlanmaya kalkılmasın, gurur, bencillik, ben bilirimcilik, ben en iyiyimcilik oluşmasın diye ağza alınmaz. Tuz yemeğin çokluğunda oldukça sessiz ve sakin kendi doğasını “kurban kuzusu misali sunmaktadır.” Işıkta yine aynı şekilde sessiz ve sedasız ortalığı aydınlatmaktadır. Ve hatta kimse tuzun ve ışığın değerinden dahi bahsetmez ta ki tatsızlığı ya da körlüğü fark edene kadar. İşte bu nedenle Mesih İsa “onları uyararak bunu hiç kimseye söylememelerini” buyurmaktadır. Çünkü zaman ve bütün esası ilan edecek olandır. Mesih İsa çarmıha sürüklenirken dahi “çok şeyler söylememiştir.” Sadece belli sorulara belirgin, net cevaplar vermiştir. Beden varlığı bir siluet gibidir. Esas büyüklüğü Baba’yla bütünleşmesinde ve Ruh’un üzerinde işlemesindedir.


“VE MORDAHAY DEDİ:…”


Aynı Mordahay’ın Ester’e “Yahudi olduğunu söyleme” demesi gibi. Ama farklılığın bütün insanlarca malum olması esasında Ester’in bu farklılıkta ama sükûnetinde kendi çevresindeki kendi halkına tuz ve ışık olması hem yargı hem merhamet getirmiş olması gibi. Mesih İsa’da aynı temelden hareketle iyileştirmeleri ardında bile bu olayı yaşayanların bu olayları gizlemelerini istemektedir. Burada Yaratan’ın her olayda “Başlangıç ve Son” olma gerçeğinin işlerliği öne çıkarılmak istenmektedir. Kutsal Yazılar içindeki Ester bölümünde de “Yaratan’ın isminin” geçmemesi hiçbir şeyi değiştirmemektedir. Çünkü orada esas verilmek istenilenin Yaratan’ın bütün sahnelerin ve maskelerin arkasındaki esas “Yaratan düşünce olarak sistem içi işleyişi” gerçeğidir. Ve bu gerçeğin kavranmasında “üstün gizi” açıklığa kavuşmaktadır. Bunu algılayamayan “acılar yolu” yolcuları içinse “giz” merak edilmesi gereken ve hakikaten gizlenen birçok sırlardır. Ve kolay kolay açığa çıkamaz, edinilemez, algılanamaz. Oysa “giz” görünen üzerinde sadece algı seviyelerimizden ötürü algılayamadığımız, göremediğimiz gerçekliktir. “Giz” esasında bize rağmen, sınırlılıklarımıza rağmen “hiçbir gizin olmadığı” gerçeğidir. İşte bu nedenle Mesih İsa “ardımdan gelmek isteyen kendini inkâr etsin” (Luka 9:23)diyebilmektedir. Mesih İsa’nın “Mesih’liğini” paylaşmamalarını istemesi elbette henüz halkın böyle bir duruma hazır olmamasından da kaynaklanmaktadır ama Luka’nın anlatımında bunların arkasından hemen gelen “nefsin inkârı” ve “ve canını kazanmak isteyenin onu yitireceği” gibi ifadeler bu gizlemenin aynı zamanda “Baba ile bütünleşmenin” bir gerçeği olduğunu da açıkça ifade etmektedir. “Kendini inkâr edeni öğreten kendini inkâr etmez mi?” İşte bu bağlamda Mesih İsa da kendi yaptıklarının söylenmesini dahi istememektedir. Hem hazır olmadıkları için hem de bütün yüceliklerin “Göklerdeki Baba’ya” sunulmuş olması için. Ve Efendimiz devam eder; “canını kurtarmak isteyen onu yitirecek… insan bütün dünyayı kazanıp da kendi canını yitirirse, canından olursa bunun ne yararı olur?” (Luka 9:24-25). Bu noktada “canını kurtarmak isteyenin canını yitirmesi” sözleri ve sonrası ile bütün olarak vermek istediği öğretisinde de Efendimiz Mesih “kendisine bir takım dünyevi değerler verip kendi kendini adam yerine koyanların” esasında “ben için alan konumunda” olduklarını ve muhakkak bu tarz kişilerin kaybedenlerden olduklarını açıklama gayreti içindedir. Kişinin tam içinde bulunduğu kabın ortasında ve tam o noktada olması gerektiği gibi olarak kendi tayin edilen konumunu tam olarak yaşaması esas olandır. O noktada tam öz doğasını ifşa ile Yaratan’ın ışığını alıp yansıtmaya başlaması ve gönlünü Mesih gönlü kılması kişiyi tam yerli yerine getirecektir. Ve orada “üstün giz” durumu başlayacaktır.





KAİNATA VAAT EDİLEN MAYA


Peki, bu onikiler ve hele hele Mesih İsa’nın Allah’ın Mesihi olduğunu söylemiyorlarsa neyi müjdeliyorlardı? Ve eğer Mesih İsa’nın buyruğu ve yetkisi doğrultusunda Mesih İsa’nın Mesih olduğu müjdelenmiyorsa onikiler neyi müjdelemek için yetkin kılındılar? Bu sorular sorulması gereken sorulardır. Çünkü bu sorularda Efendimiz’in tam anlamıyla kurtuluşla kast ettikleri algılanmaya, hayata alınmaya başlanacaktır. Çünkü burada Efendimiz Yaratan’ın sureti olma yolunda Yaratan’ın kainata vaat ettiği mayanın da ifşasıdır. Bu maya “insan-ı kamil” mayasıdır. Bu maya kişiyi “kendi benliği için, çıkarları için alma arzusundan” yani günahtan tamamen arıtacak olan ve nefsin inkârı ile kişiyi, “insanı insan kılacak” olan ve elbette Mesih’in ifşası olan bir insan haline getirecek olan bir mayadır. O nedenle bu mayanın mayalığında “ben” artık tamamen “biz” haline gelmiş bir bütünlüktür. O zaman Mesih İsa’nın kurtarıcı, efendi, hoca, mürşit, Yaratan Oğul, her ne unvan verilirse verilsin kendi “Yaratan’ı yaşama” örnekleme ve öğretişlerinde önce kendisi bu adlandırmalar üzerinde çok da fazla durmaksızın “olma” halini ifşa etmektedir. Bir şeyler deme ya da bir şeyler yapma değil tamamen “Baba ve Ben biriz” ilkesinde “olma” gerçeği ile Yaratan’ın yani sevgi ve ihsan Olan’ın sureti “olma” ve Mesihi düzeyde kurtuluşa ermenin getirdiği bir “olma” olgusunu müjdelemektedir. Dikkat edilirse burada “kendini dostları uğruna feda eden” kendisine verilen bir takım isimlendirmeleri kendisine kalkan yapacak değildir. Ve talebelerin de zaman zaman Mesih İsa’nın öğretilerine tam olarak tabi olduklarını görmemiz mümkündür. Mesela dağdaki görünüm değişmesi olayında Petrus’un o düşünmeden yaptığı çıkışlar sonucunda yaşanılan bir takım ruhsal deneyimler ardında Luka’nın talebeler için şu kelimeleri yazdığını görüyoruz, “öğrenciler bunu gizli tuttular ve o günlerde hiç kimseye gördüklerinden söz etmediler”(Luka 9:36). Burada da halkın anlama zorluğu yaşama durumları için bir tedbir olması ile birlikte bu üç talebenin diğerlerinden kendilerini üstün görmemeleri ve elbette Yaratan’la yaşanan tecrübelerin bir kişisel güç olarak algılanmaması gibi çok çeşitli amaçları söz konusu olabilir. Bu amaçları sadece sınırlı bir çerçevede değerlendirmemek gerekir.

Elbette Mesih İsa özellikle insanların “tuz ve ışık” konumuna dönüşüm ve değişimlerinin olması gerektiği konusunda Müjde’yi duymalarını ve Müjde’nin sürekli duyurulması istemi çok nettir. Ve Müjde’nin dönüştüren ve değiştiren gücü Yaratan’ı edinmenin sevinci ve coşkusunu getirir ve bu coşku elbette paylaşılacak bir coşkudur. Ama diğer taraftan kişilerin kendi içsel deneyimlerine odaklanmaları ve bu odaklanmalara seviyeler tespit etmeleri ve hatta bu içselliklerin başkalarına getirdiği iyileşmelerde başkalarının iyileştirmelerde aracı gördüklerini yüceltmeleri tamamen Mesih İsa’nın Yaratan’ı yaşama biçimi dışındadır.


YUKARIDAN VERİLEN ÜSTÜN GİZ


Sözü kavramasınlar diye anlamı kendilerinden gizlenmişti” (Luka 9:45) ifadelerinde de yine aynı “gizlilik” kavramı ile karşılaşmamız ilginçtir. Üstelik burada bahsedilen“insanoğlu’nun insanlara teslimi” gerçeğidir. Buradaki durum dahi gerçeklerin görünmez idareciliğidir. Bu görünmez arka plan yönetimi ise Yaratan’ın muhteşem elinin işlemesinden başka bir şey değildir. Ve bu gizliliğin yani esasında “giz” olmayan görünmezliğin gerçeği bizim hayatımızda da yerini korudukça Yaratan’ın hükümranlığı bütün muhteşemliği ile gözler önüne sergilenmiş olmaktadır. Yani bazen, bazı insanların o an için bazı gerçekleri kavramaması bile yukarıdan verilendir. Aynen Petrus’un Mesih olgusunu anlamasında olduğu gibi. Yukarıdan verildiği an algılayan Petrus biraz sonra bu algısını yitirebilmektedir. Bu da “mana yolunun” bir metot üzerine oturtulamayacağına yine güzel bir örnektir. Çünkü “mana yolunda” her bir açılan kapının iki kapanan yeni kapısı söz konusudur. Bu ilerleme içinde şarttır.

Zaten Luka “üstün giz” üzerine yani Efendimiz’in hemen her şeyi herkese yetiştirmeme ve özellikle kimliğinin hemen ifşa edilmemesi konusunda hassaslığı üzerine konuyu netleştirmek için gerekli olan bağlantıları ardı ardına sıralayarak konuya açıklık getirmeye gayret etmiştir. Burada hep gaye toplum içinde “çay içinde şeker” misali Yaratan’ın ışığını yansıtıp Mesih’in kurtarışını ilan etmek ama hep “nefsin inkârında” durmak esasında Mesihi düzeyi yaşama gerçeği vurgulanmaktadır. Bu nedenle hemen Mesih İsa’nın kendisinin “kurtuluş verme” uğruna kendi bedenini feda edeceği açıklaması ardından “kendilerinden bazı kavrayışların gizlendiği” ifadesi kullanılmakta ve talebelerin kimin daha üst olduğu tartışması yer almaktadır. Bu tartışmada Efendimiz’in örneği “bir çocuğu kabul edebilme” düzeyinde kişinin kendini bulunduğu konumundan aşağıya çekebileceği bir hal ve tavır içinde olabilmeyi başarabilmesidir. Ve “Yaratan’ın sureti” olma bu noktadadır. “Göklerin hükümranlığının” aşağıda ifadesi budur. Mesih İsa’da ışık ışık yansıyan “göklerin hükümranlığının” ışıması budur. Böylesi bir hal bizi doğrudan öz halimize indirgeyecektir. Bu “sadelik” kolay kolay hoşumuza gidecek bir durum değildir. Yaratan’ı yaşama gerçeğinde dünya değerlerinin tersi ama doğanın düzü gerçeği vardır. Yola uyum bu noktadır. Ve dolayısı ile böyle bir durumda “üstün gizi” gerçekleşir. O zaman “en küçük kimse en büyük odur” (Luka 9:48) anlam kazanır. Burada yine Mesih’in “hizmet edilmeye değil hizmet etmeye geldim” ifadesi ile “Mesih olduğumu kimseye söylemeyin” buyruğu arasındaki bağlantıyı görmek de mümkündür.


ENGEL OLMAYIN


Efendimiz Mesih İsa bir anlamda bütün varlığı ile “üstün gizdir.” Yani ışıması “yukarıdan verildiği kadar” algılanacak bir durumdur. Saran ışık Ruh’un yüreklerdeki çalışmalarında Mesih gönüllerde ifade bulur. Ve bu nedenle Mesih talebeleri “kaostan ıslaha” dünyanın tuzu ve ışığı olarak dünyayı kucaklama yüreğine sahiptirler. Bu nedenle Mesih İsa’nın öğretişleri ve Mesih İsa’nın yetkinliğinde yola çıkma gayreti içinde hiçbir kimseye engel olmak hiçbir kimsenin haddi değildir. Çünkü her şeyden önce böylesi bir bağlantı içinde yani “kişinin hizmette kendisini en küçük ilan etmesindeki” bilinçli siliklikte yüceltilenin “göklerin hükümranı” olan Yaratan olduğu gerçeğinde “engel olmayın” (Luka 9:50) ifadesini Yuhanna’ya bilhassa söyleyen Efendimiz Mesih İsa’nın kendisidir ve Luka bu ilginç sıralama içinde bunu sunmaktadır. Ve aynı şekilde Mesih İsa’yı kabul etmeyen Samiriyelilere “lanet” etmeye kalkan Yuhanna’nın aynı sıralama içinde Efendimiz tarafından azarlanmış olması da yine Yaratan’ı yaşama yolunda o meşhur sıralamada yani 1) Yukarıdan uyandırma 2) Aşağıdan gayret 3) Edinim testi 4) Yaratan’a yürüyüş 5) İnsana yürüyüş 6) Gönüle yürüyüş 7) Bütünlük sıralamasında Luka’nın özellikle kişinin “kendini inkâr edip Mesih’in ardı sıra yürümesinde bir başka yol haritasına tanık olmaktadır.

Bu yol haritası adeta Luka’nın kaleminde şöyle ifade bulmaktadır. Efendimiz Mesih İsa talebeleri için kendisinin kim olduğunu sorar. Onlara “sizce ben kimim?” der ve sonra “Mesih” olduğu vurgulanır ve Mesih İsa bundan “kimseye bahsetmemelerini ister” ve ardından da bunun üzerine “öğrencilikten talebeliğe talebelikten mana rehberliğine ve buradan da Mesih düzeyinde bir yaşama” doğru yol alıp Yaratan’a yürüyen Mesih talebesine “üstün gizinin” sırrını açar yani bu esas Yaratan’la bütünleşmeyi getiren noktadır. Bu sır hakikaten kendini sahte bir alçak gönüllülükle alçaltmak değil hakikaten “kendini inkârdır” yani “olduğun gibi olmak ve sevgi ve ihsan sunusunda hiç kimseden hiçbir şey beklemeksizin Yaratan’ı Ruh’unda ve Mesih’inde bilinçli bir biçimde, haz alarak yansıtmaktır. O zaman “sizce ben kimim” sorusunu bizlerin de etrafımızdaki ışığımızın yayıldığı çevreye sormamız gerekir. Bu sorguda en yakınlarınızdan ve en samimi dostlarınızdan cevap “Mesih talebesi” olarak gelirse işte o noktada Efendimiz Mesih İsa’nın “üstün gizindeki” hikmeti başlamaktadır. Bu talebenin Müjde olma ve bu Müjde oluşta Yaratan’la buluşmaya doğru ilerleme noktasıdır. O zaman buradaki yedili “yol haritası” Luka’nın sıralamasında verdiği sıralama değerlerine göre şöyle şekil bulur:


1. Mesih talebesi ol!

2. Kimseye söyleme

3. Kendini inkâr et!

4. Mesih İsa’nın ardından git!

5. En küçük ol!

6. Kimseye engel olma, kızma

7. Ve asla geriye bakma.


Özellikle bütünlük noktasının “mana yolunda ve düzeyinde sürekli Yaratan’a doğru Ruh’la ve Mesih’te yükselişin” esas olması önemlidir. Bu cümle Efendimiz’e sorulan “nereye gidersen ardından geleceği” (Luka 9:57) sorusuna bir cevap olarak gelişmektedir ve bu cevap Yaratan’ın saran ışığında yani Ruh’unda yaşamın dünyanın alıştığı belli madde düzeninden farklı olduğu ve bunu izlemenin zorluğuna değinmektedir. Diğer taraftan bazen “ardımdan gel!”(Luka 9:59) tarzındaki yukarının uyandırmasındaki çağrıya ise birçoklarının bahanelerinin çokluğuna dikkat çekilmektedir. Oysa esas olması gereken “mana yoluna çıkanın” yani o meşhur Yaratan’ı yaşama yolunun yol haritasındaki sıralamaya ayak basanın asla “arkasına dönüp bakmamasıdır.” Çünkü bu süreklilik samimi ve esas ilahi niyeti oluşturacak ve bu niyette “üstün gizini” üzerimize çekecektir. Bu Yaratan’la bütünleşmede Mesihleşme ve Ruh’la kaynağa geri dönüş ve serüvenin sonsuzluktaki tamamlanışıdır. Bu ışığın yansımasının ana kaynağına dönüşünün en üst noktasıdır.

Diğer taraftan Mesih İsa’yı izlemek isteyen bir kişi “nereye gidersen geleceğim” (Luka 9:57)şeklinde bir cümle kurar. Mesih İsa’nın cevabı bir anlamda “mana yolunun” metotsuzluğudur. Kısacası Yaratan’ı yaşama sürprizlerle dolu ve Ruh’un yönlendirişinde insanın beklentilerinden farklı bir yoldur. Efendimiz bunu ifade eder. Bir tarafta silinmişliğin içinde bütüne sunulan “tuz ve ışık” hayatı. Diğer tarafta insanların hırslarıyla kendilerini yönlendirdikleri o belli hedeflerin dışında daha üste doğru yürünen hedefsizlik yaşamı. Bu bağlamda Mesih İsa bir kişiye “ardımdan gel” der; oysa kişinin önünde dünyanın sorumluluklarının değer ölçüleri vardır. Ve birçok engeller sunar. Ve o noktada İsa’nın cevabı “sürekli gelişmede” geriye bakmanın yeri olmadığı vurgusudur: “Sabanı tutup da geriye bakan Yaratan’ın hükümranlığına layık değildir”(Luka 9:62). Kısacası Yaratan’a yolculuk “mana yolu” olduğuna göre bir açıdan yürüyen merdivenleri tersine çıkmaktır. Hayat akışının tersine bir istikamette esas hayat akışını oluşturan temellerin Yaratan düşüncenin doğrultusunda gitmek maddenin zıttına gitmekle eş anlamlıdır. Bu nedenle arkaya bakmak hatta bir lahza durmak tamamen geriye dönüşle eştir. Oysa “mana” yukarıdan verildiği şekliyle yeniden yukarıya yönlendirildiğinde kaynağa dönüşümünü sağlayacaktır. Bu bağlamda “üstün giz” olması gereken bir “göklerin hükümranlığının” mayasıdır. Ve hükümranlığın açıklığında maya kendini iyice esasa, Yaratan suretinde “sevgi ve ihsan” vasıflarının yansıdığı yaşama nüfuz eder ve bu nüfuz edişte maya kendi kimliğini yitirir ve artık mayanın içinde eridiği gerçeklik Yaratan’ı ifşa eden bütündür. Mesihi düzey yansımış ve Mesih bedeni tamam olmuş olur.