XIV. FARKLILIKLARDA IŞIMA (Markos 5:37)


Petrus, Yuhanna ve Yakup ve kardeşi Yuhanna’dan

başka hiç kimsenin kendisiyle birlikte

gitmesine izin vermedi.

- Luka 8:5, Markos 5:37 ve ayrıca Luka 9:28

Genelde Mesih İsa’nın oluşturduğu Mesih bedeninde Mesih talebelerinin birbirinden farklı kişiler olduğu oldukça açıktır. Bu farklılığı Mesih İsa’nın etrafındaki talebelere bakarak görmek mümkündür. Mesih talebeliği Petrus ve Matta’nın talebeliğe geliş yollarında dahi bir farklılık göstermektedir. Ve Mesih İsa’nın bu talebelere yaklaşımında da bir farklılık söz konusudur. Her şeyden önce Yaratan ışığını herkese sunmaktadır ve Yaratan’ın ışığının kırılması ve bu ışığın ışımasında özellikle gök kuşağının yedi renginin olması da Yaratılmış ruhların ne denli farklı renklerden oluşmuş olmasından kaynaklanmaktadır. Bu nedenle yedi renk envai çeşit renkleri oluşturmakta yedi temel nota da envai çeşit sesleri oluşturmaktadır.

Ama bütün bunların bir araya gelmesinde yine de inanılmaz bir bütünlük güzelliği vardır. Oysa biz insanlar genelde bu renkliliği ancak içimizdeki renkleri ayırt etme özelliğimiz kadar görebilme şansına sahibiz. Yani baktığımız belli bakış açısı merceklerine göre bunları ya seçeriz, ya yorumlarız ya da karar veririz. Oysa Mesih İsa için bu farklılıklar özellikle farklılığın farkında olup bu farklılıkları algılayan ve bu farklılıkların surete dönüşme yolunda olmasına karşı çıkmayanları dahi dahil etme kaygı ile harika bir Mesih grubu oluşturmaktadırlar. Zaten bu durumu hem kendi Yaratan’a yürüyüşünün en üst doruklarında yani Yaratan’ı yaşama, form eşitliği doruklarında göstermektedir. Hem de çevresine kabul ettiği kişilerde bunu göstermektedir. Oysa bizler için Yaratan’a yürüyüşün henüz başlarında yani “edinim testi” aşamalarında olmamızdan kaynaklı olduğu üzere henüz “insanları bulundukları yerlerde olduğu gibi kabul” kavramı bizde oldukça zorlu bir kavramdır.


FARKLILIKLARI KABUL

İlginçtir Mesih İsa bir yüzbaşıya “İsrail’de böyle imanı olan birini görmedim” (Matta 8:10) derken birçok günümüz öğretilerinin çok üstünde esaslı bir yürek edinimine vurgu yapmakta ve bu kişiye kurtuluş vermektedir. Diğer tarafta İsa’nın adını kullanarak bir takim doğaüstü işler yapmaya kalkan ama İsa’yı izlemediği için Yuhanna tarafından engellenmeye çalışılan kişi konusunda yine Efendimiz “size karşı olmayan sizdendir” (Luka 9:50) derken de yine aynı şekilde inanılmaz bir biçimde Mesih talebeliğinin ne denli açık bir “Yaratan’ı edenim yaşamı yolu” olduğuna vurgu yapmaktadır. Ve diğer taraftan yanında gezen kişilerin “dindarlardan tutun da, halk tarafından özellikle o dönemin Yahudi toplumu tarafından pek de kolaylıkla kabul edilemeyen birçok kişilere kadar olması da yine bize Mesih İsa’nın Yaratan’ı yaşayan yürekte Mesihi düzeyin ne denli geniş “sevgi ve ihsan Olan’ı” yansıtan bir gönül görüşüne sahip olduğunu açıkça göstermektedir. Çünkü Mesih İsa’nın açtığı kapıdan Mesihi seviyelere uzanan inanılmaz geniş bir Yaratan-yaratılan buluşma noktası söz konusudur. Bu nokta işte esasında kurtla kuzunun bir arada buluştuğu noktadır. Korkuların olmadığı noktadır. İnsanların şaşırma ihtimalinin zayıf olduğu nokta bu noktadır. Çünkü bu noktada Yaratan’ın “sevgi ve ihsan vasfı” artık giyinilmiş olmaktadır. Ve elbette “eksikliğin hala mevcudiyetinde” ama aynı zamanda Mesih İsa’nın ifadesinde olduğu gibi “ne mutlu eksikliğinin farkında olanlara göklerin hükümranlığı onlarındır” sözü artık o kişiler içindir. Zaten böylesi geniş kapsamlı bir davetin Mesih İsa’nın mesellerinde de yer alan “şölen sofrası” meselinde de ifade edildiği kesindir. Ve bu meselde “gidin yol kavşaklarına, kimi bulursanız düğüne çağırın” sözleri ardından “iyi kötü kimi buldularsa, hepsini topladılar, düğün yeri konuklarla doldu” (Matta 22:9-10) sözleri yer almaktadır. Burada Efendimiz Mesih İsa’nın Yaratan’ın insanlığa bakışının kriterleri nettir. İnsanları bulundukları noktada surete çevirme, aldıkları kadarıyla kabul etme eğilimindedir. Yeter ki, yürekleri saran ışığın ışımasına yönelsin, yeter ki, uyansın. Bu uyanış Yaratan’dan gelişin Yaratan’a dönüşe doğru kıvılcım aldığı andır esasında. Ve Efendimiz Mesih İsa işte böylesine engin bir bütünlük bakış açısında Yaratan’ın Mesih’i olarak kurtarış hizmetine baş koymuş olmaktadır.


İLAHİ KABULE İNSANİ RET


Evet, diğer taraftan kapının darlığından bahsedilmektedir, fakat bu darlık Yaratan’dan ötürü değil yaratılanın bakış açısından farklılıklardaki ışımaları görmemekten ve kendilerini bir takım din adamlarının oluşturduğu belli ilahiyat inanç açıklamaları arasında sıkışıp kalmalarındandır. Yani kapının darlığı Yaratan’ın daraltmasından değil yaratılanın kendi benliğinin sınırları içinde kalmasında maddi dünyanın algılarında kendini sınırlamasından kaynaklanmaktadır.

O zaman bize göre bir takım dini uygulamalar dahi sadece belli inanç açıklama sıralamasını görsel anlamda ve hatta fiziki manada yerine getirenler içindir. O zaman Mesih İsa’nın “yüzbaşının” iman edinimine verdiği paye boşa gitmiştir. Yaratan’a yürüdüğünü iddia eden birçok Yahudi arasında yüzbaşının imanına rastlanmasının zor olduğunun dile getirilmesi ve bu imanın sonuç getiren bir iman olması öğretisi ve bu öğretinin içerdiği esaslı insan suretine dönüştüren ve değiştiren iman kavramı bir takım dini kurum ve kuruluşların inanç algılarının altında kalmıştır. Bu dehşettir. Mesih İsa’yı sadece “benim algı bencilliğimin içine alıp potamda eritmem” demektir ve bunu “imanlılık adına yapmam” demektir. Ve ne yazık ki, bu hem bütün tarih içinde ve elbette bugün de birçok “Mesih İsa’ya iman ettiğin söyleyenler” arasında yaygındır. Çünkü hala en manevi aydınlanmış gibi görülen yüreklerde ve elbette bu kişilerin kafalarında bile Yaratan ile yaratılan arasında birçok uygulama şartsız ve şüphesiz sanki olmazsa olmaz bir ön şarttır.




GÖNÜLLERE FARKLI IŞIMA

Mesih İsa’nın gönüllere ışımasının bile her bir gönül’e farklı yollarla olduğu gerçeğini daha önce hem Petrus’un hem de Matta’nın talebeliğe gelişi esnasında görmüştük. Konu Yaratan’ın ışığının işlediği gönüller olduğunda ve Ruh’un nereden estiği belli olmadığı gibi bir gerçekte söz konusu olduğuna göre, insanların Yaratan suretine dönüşüm yolu olan Yaratan’a yürüme yoluna çıkışlarının esasında gönüllerin manevi konumlarından ötürü belli bir yöntemi, bir belli izlenecek metodu yoktur. Esassında var olan metot sadece Kutsal Yazılar’da anlatılan insanın Yaratan ile olan tecrübeleri ve bu tecrübeler üzerinde gönlün ışığı alması konusunda aydınlatılması gerekliliğinde samimi bir mana rehberinin mevcudiyeti ve farklılıklarda ışımanın sağlanması için bir Mesihi meclisin yani mana grubunun oluşmasıdır. Bütün bunların üzerinde Mesih İsa’nın kendi varlığında Yaratan’ı yaşaması bir temel “mana yolu” yaşam pratiği olarak belli bir manevi yürüyüş hattı çizmektedir. Ve bu temel zemin üzerinde bir üstte bahsettiğimiz bu metin, üstat ve grup üçlüsünün tamamlanmasında kişi artık “acılar yolundan” yavaş yavaş hareketle “mana yoluna” yönelmiş demektir. Ve bütün bunlar dahi her bir adımda her bir fertte farklı gönül ışımalarında atılan adımlardır ve farklı darlık ya da genişlikte bakış açılarında değerlendirilmektedir. Ve Mesih İsa’nın kendi yaşam zemini üzerinde en azından en temelinde Yaratan’ı edinme yolunda Yaratan’a yürüyüşle Yaratan’ı yaşama noktasında “Yaratan suretini” dönüşüm ve değişimin temel hatları bize netleştirilmiştir.


IŞIMANIN İŞLEYİŞ HATTI


Elbette Mesih İsa’nın kendi hayatında bir anlamda Yahya’dan aldığı manevi bir tasdikle Yukarıdan uyandırılmışlığını aşağıdan gayretle Yaratan’a yürüme ve dolayısı ile sonunda da Mesihi düzeylerin ifşasında Yaratan’ı yaşama haline sokmuştur. O zaman hat nettir. Mesih İsa’nın tarifinde hat nettir. Bu hatta göre Yukarıdan uyandırılma yani yukarıdan verilmedikçe herhangi bir manevi uyanışın olması mümkün değildir. Hatta kişiler belli dinlerin içinde dahi olsalar, bu kişilerin hakikaten Yaratan’ı edinme yolunda uyandırılmış olmaları söz konusu değildir. Yukarıdan uyandırılma Yaratan düşüncenin işlevi olan Yaratan’ın saran ışığı yani Ruh’unun yüreklere yönlendirdiği, o yaratan ışığının yürekçe edinilme noktasına gelmesinde, aşağıdan bir gayretle kucaklaşır. İşte bu uyandırılma ve uyanma anıdır. Bu uyanma anı insanın “kendi beni için alma” şeklinde, doğaya genel zıtlığı ile bir farkındalık oluşturur ve bu farkındalık kişinin kendi beninde esasında yaratılmışlığın bütün kainat prensiplerine ne denli zıt olduğunu görmesine vesile olmaktadır. Ve bu zıtlık yavaş yavaş Yaratan’ı yani esas “sevgi ve ihsan Olan’ı”, vasıflarında algılama ve edinmeyi getirmeye başladığı için bir “edinim testi” zamanının yaşanmasına sebeptir. İşte bu zorlu anların aşımı kişiyi artık yavaş yavaş “öğrencilikten talebeliğe” yani almak için almaya değil vermek için almaya doğru taşımaya başlar. Bu artık Yaratan’a yürüyüşün yani hakiki İsra-el dediğimiz “doğru yolda yürüme” yani “Yaratan’ı edinmeye yürüyüşün” başlamasıdır.


VE DAHA DA İÇE IŞIMA


Bu yürüyüş önce Yaratan’a doğru bir içsel yürüyüştür ve bu içsel yürüyüş kendini insana yürüyüşle tanımlamaya başlar. İşte burada farklılıklarda ışıma görülmeye bütünlüğün farkındalığına başlanır ve bu farkındalıkta “karşı olmayanların çokluğu” görülür. Bu insanlar “insanın suret olmasına” karşı değillerdir. Esasında bu insanlar suret olmayı istemektedirler. Yani belli dinlere, inançlara sığınmışlar gelenekler arasında kalmışlar ya da ve hatta isyan etmişlerdir ama esasında aradıkları suret olmaktır. O zaman bu suret oluşta esasında birçok insan size karşı değildir. Ve dolayısı ile onlarda “acılar yolu” içinde “mana yolu” diye feryat etmektedirler ve siz onları görmeye başlarsınız. Onlar esasında hep vardırlar ama siz onları o ana kadar görememişsinizdir. İşte o nokta oturduğu anda artık “gönül dostları olmaya başlarsınız” dostluğunuz Allah’a yani Yaratan’a olduğu için “insanlara dost olmaya başlarsınız” işte bu açılım yavaş yavaş artık sizi taşımaktadır. Ve gönül dostluğu Mesih talebeliğinin yavaş yavaş sizi “mana rehberliğine” getirdiği noktadır. Bu noktada siz istemeseniz de Yaratan’ı yaşamaya başlarsınız ve bu aynı zamanda sürekli bütünlüğü yani “sevgi ve ihsan Olan’ı” size çeker, sizde yaşatır ve sizden ifşa eder. Bu nokta Mesih düzeyinin edinildiği noktadır. Bunun sonu Yaratan’la bir olma noktasıdır.


İÇ ALEM FARKLILIĞI


İşte bu muhteşem mana yolunda yürüyüşün belli bir metoda oturtulmamasının sebebi Yaratan’a giden yolun insanların görünmeyen iç alemleri içinde olmasıdır. Mesih İsa da zaten bu iç yolculuğun esaslı tarifçisi, insanları kendi benliklerinden kurtararak, bu iç derinlikte Yaratan’la buluşmalarını sağlamaları için kendini feda etmiştir. Yoksa kurtarıcılık Mesih İsa’nın bedenine tapınmada değil, Mesih İsa’yı giyinerek kurtarıcılığına olan samimi edinim imanı ile, Mesih İsa’nın Yaratan’ı yaşamasında Yaratan’ı yaşamak olarak ortadadır. Ve bu manevi olması hasebiyle herkesin algısında farklı olacağı muhakkaktır ve bu nedenle de hem kolay gibi görünmektedir hem de kavranması oldukça zor gibi görünmektedir.




FARKLI IŞIMA BEREKETİ


Kısacası böyle bir yolda Mesih İsa’yı samimiyetle giyinenlerin oluşturduğu o manevi manada bir ifadeyle “Mesih talebeleri” arasında ve onların oluşturdukları yine manevi “Mesih dergahı” ortamlarında oldukça farklı algı ve anlayışta Mesih’i yaşayan yansıtan yani ışıma alan ve bu ışımayı yansıtan kişiler olacaktır. Mesih İsa’nın kendi oluşturduğu “Mesih dergahında” yani kendi mana grubunda ve hatta özellikle kendi etrafında oluşturduğu “mana rehberleri” yani havarileri arasında da bu olmuş, bu gözlemlenmiştir. Ve talebeleri arasından daha da kendi iç yolculuğuna yakın olanları havarileri arasında daha bir havari mahiyetinde o gönül ışımalarının daha farklı olmasından ötürü daha da bir kendisiyle bütünleştirme ihtiyacı duymuştur. Bunlara en iyi örnek Petrus, Yakup ve Yuhanna’dır. Her biri oldukça farklı bakış açılarında ve farklı deneyimlerle ve dolayısı ile Mesih İsa’nın kurtarışında ifade bulan “mana yolunu” farklı edinimlerle edinmiş kişilerdir. Petrus ve Andreas ve Yuhanna Yahya’ya öğrenci olmaya gittiklerinde geri duran Yakup daha sonra Efendimiz Mesih İsa’nın ışığı altında ona çok daha büyük bir taleple yakın olan talebelerden olmaya gönlünü, kendini açmıştır. Petrus bütün etkinliği ile konuşarak Yaratan’ın Ruh’un işleyişinde Mesih İsa’daki kurtarışını ilan ederken, Yuhanna Yaratan’la o ilahi buluşma edinimini kaleme dökmüş ve Yakup ise bu uğurda canını ortaya koymuştur. Oysa her birinin edinimi birbirinden farklıdır. Her birinin bakış açısı algısı da birbirinden oldukça farklıdır. Kısacası mürşidin irşadında mürşidi daha bir giyinen farklı ışımalardaki talebeler Petrus’ta vaaz, Yuhanna’da yazı, Yakup’ta adanmışlığa tanık olmuşlardır.


BUNA RAĞMEN ALGI ZORLUĞU

Bu denli yakınlık dahi zaman zaman insanlığın kendi iç alemindeki farklılığı ve net olmayışından ve kendi karmaşasından kaynaklı net algılayamama sorununu getirmiştir. Ve bu soruna rağmen Efendimiz Mesih İsa insanlardan vazgeçmeyi seçmemiştir. İnsanları, insan-ı kamil’e çıkarmak için bir manada gönül avcılığını vaaz eden Efendimiz aynı zamanda insanlara dikkat edilmesini söylediği halde insanları kategorize etmek yerine her seviyeden insanlığa gönül kapısını açıp ruhların Adem düzeylerinden kurtulup Mesih düzeyine hareketleri için kurtarıcılığını bütün insanlığa sunmuştur.

Yukarıda da dediğimiz gibi, Mesih İsa’ya en yakın olanlar dahi zaman zaman Mesih İsa’nın o gelenekler, inançlar üstü söylemlerini algılama zorlukları çekmişlerdir. Bunun en büyük nedeni “evrensel tınılar” yerine kendi yaşam ortamlarının oluşturduğu kültürel, dinsel, geleneksel alışkanlıklarıdır. Ve bu unsurların oluşturduğu dogmalar içinde sürdürdükleri yaşamlarıdır. Ve her şeyden kötüsü zaman içinde bütün bu alışkanlıklarına ve hatta kendi ürettikleri düşünce ve algı yapılarına kendilerinin yavaş yavaş kul ve köle olmalarıdır. Oysa bugün özellikle Efendimiz Mesih İsa’nın ifadelerine bakıldığında bu kabukların üstüne çıkılmadığı sürece bu ifadelerin hakikaten tam algılanamayacak ve algılanır gibi görünse de tam olarak kolay kolay yaşam edinilemeyecek olduğunu görmek kaçınılmazdır. İşte bundan ötürü de gerek Yakup gerekse Petrus olsun “mana rehberliğine” kadar manevi derinlikte ilerleme göstermiş olmalarına ve Efendimiz Mesih İsa’yla birlikte olmalarına karşın zaman zaman Mesih İsa’yı anlamakta oldukça zorlanmışlardır. Çünkü zaman zaman hep o kendi kültür, din, gelenek, hayat felsefelerinin etkisi altına girivermişler ve her şeye o lenslerden, bakış açılarından bakmaya başlamışlardır. Efendimiz Mesih İsa’yla bu kadar yakın ilişkide olan talebeleri dahi bazen bu denli anlama zorluğu çekerken Mesih İsa’yla birlikte bir ortamı tam olarak paylaşmamış Pavlus için ve daha sonradan gelen bazı kendine manevi önderlik payesi verenler içinde aynı durumlar ve hatta daha ötesi de geçerlidir. Bu nedenle Efendimiz’in söylemleri, öğretişleri ve Yaratan’ı yaşayışı, kendini sunuşu daima bizim gönül gözlüklerimiz olmalıdır. Bunu elimizdeki Kutsal Yazılar’ı okurken dahi bırakılmaması gereken gözlüklerdir. Ve elbette saran ışık Kutsal Ruh’un aydınlattığı bir okuyuşta esastır.





FARKLILIKLARDA FARKLI BAKIŞ AÇILARI

Elimizdeki yazılara baktığımızda Mesih İsa’nın manevi kurtarıcılığı, yüreklere bir manevi üstat olarak kral olması ve bu uğurda kendini feda etmesi Petrus için kolay kolay kabul edilebilir olmamıştır. Aynı şekilde Yakup için de durum aynı olmuştur. Hatta bu durum Yakup ve kardeşinin kendisine Mesih İsa’nın krallığında bir makam istemeye kadar gitmiştir. Bu istekleri Zebedi oğullarının annelerinin ricacılığında net olmuştur. Ve Efendimiz İsa’nın böylesi bir yükselişin manevi manada olduğuna vurgusu ve derinliğinin Yaratan düşüncenin elinde olan bir derinlik olduğuna vurgusu oldukça nettir; “sağımda ya da solumda oturmanıza izin vermek benim elimde değil, Babam bu yerleri belirli kişiler için hazırlamıştır”(Matta 20:23).

Bütün bu duruma bakılırsa Mesih İsa’nın yanındaki, en yakınındaki adam için dahi bakış açısı Mesih İsa’nın anlattığından çok farklı noktalardadır. Ve hatta bu üçlü Mesih İsa’nın o muhteşem manevi tecrübeyi yaşadığı anda yani “suretinin değiştiği” anda ifadelerinden de Petrus’un bambaşka bir sonuca ulaşması bir tesadüf değil bir insan gerçeğidir. Çünkü Mesih İsa “ilan ettiği dönüşüm ve değişim yolunun” Musa ile İlya temsilinde Yaratan’ın yasası ve Peygamberliklerin tasdikinde olduğunu söylemeye çalışırken Petrus bu üç kişi için bir ibadet noktası oluşturmaya kalkışmıştır. Bu noktada Luka’nın ifadesi durumun vahametini net olarak göstermektedir. “Aslında (Petrus) ne söylediğinin farkında değildi” (Luka 9:33). Aynen günümüzde çevremizde olan birçok insan kardeşlerimizin algıları, hal ve davranışlarında olduğu gibi, herkes bir yana hala bizlerin içindeki putperestlikte bizlerin bu kadar şey gözlerimizin önünde olduğu halde hala görmek istediğimiz gibi görmemiz ve maneviyatı değerlendirmeye kalkmış olmamız gibi.


FARKLILIKLAR IŞIMA İÇİN VARDIR


Mesih İsa’nın inandığı, yaşadığı ve aktardığı her şeyi ölümü ile ortaya koyması esasında Yaratan’ı yaşamanın ne denli adanmışlıkla bağlantılı olduğunu bize net bir biçimde göstermektedir. Mesih İsa sadece günah sorununa çareyi göstermemektedir aynı zamanda günahın yani manevi manada ölümün üstüne çıkıp daha da ötesinde hatta kendisinden daha üst bir Yaratan’ı yaşam koşulunda dahi yaşanabileceğine işaret etmektedir. Bu Mesih düzeyidir. Ama bu düzeyin başlangıç noktası şu andır. Efendimiz’in ifadelerinde henüz yarın yoktur. Hatta dün de artık sadece bir tecrübe basamağıdır. O zaman bugün hala insanları bir yerlere layık görme ya da görmemeyi kendimize bir görev edinme durumunda Mesih İsa’nın müjdesini anlamamış olarak Mesih’in halkasında yerimizi alma durumundayız. Oysa gerçek Mesihi düzey Mesih’in herkesi bulunduğu noktada kendi algısında kabul etmiş olmasındaki büyüklüğü ve bütünlüğü görebilmede başlamaktadır. O zaman bu imanlı, bu imansız, bu sofraya gelebilir, bu gelemez, şu vaftiz olabilir, şu olamaz gibi daha sonra insanların kendi oluşturdukları ve görüş açıları ile belirledikleri inanç ilkeleri doğrultusundaki kategorizeleri esasında tamamen Efendimiz Mesih İsa’nın öğretilerinin dışındadır. O yüreğin imanı ediniminde bir kişiye “maneviyatta senden daha büyüğü yok ve kurtuldun” derken biz o kişiyi başka kriterlere göre kategorize edip kendi oluşturduğumuz hayali inanç halkamızın dışına itiveririz. Size karşı olmayan sizdendir diyebilen kurtarıcımız, Efendimiz’in ifadesi yerine bizim prensiplerimize uymayan imansızdır, bizden değildir diyerek yine göz göre göre hatta bir manada bile bile yine Efendimiz’in yoluna aykırı bir yöne doğru ısrarla gideriz.


FARKLILIKLAR SURETE YÜRÜYÜŞTÜR


Oysa burada olduğu gibi Mesih İsa’nın bahsettiği hükümranlığı dünyasal bir krallık olarak algılayan Yakup dahi Mesih İsa’nın yanında en yakın talebelerden biri olarak Mesih İsa ile her yere gidebilmektedir. Zaman zaman inancını yitirme derecesine gelen heyecanlarına yenilen Petrus dahi İsa’nın yanında yerini alabilmektedir ve muhtemelen abisi Yakup gibi yine Mesih’in yanında kendine verilecek bir makam peşinde hayaller kurabilen bir Yuhanna dahi yine İsa’nın yanında yerini alabilmektedir. O zaman biz bütünlük yolunda bu bütünlüğün bütün insan kardeşlerimizle paylaşımla irdelendiği bilincinde bir yürüyüşte olduğumuzu ve Mesih İsa’yı giyinmekle Mesihi düzeylerde Yaratan’ı yaşamanın mümkün olacağına gönülden inanıp devam etmemiz esas olmalıdır. Bu Yaratan’ı edinme yaşamıdır. Saran ışığın yansıması farklılıklarda ışımadır. Bu ışıma farklılıklarda Mesih olarak bizden yansıyacak ve Yaratan’la yaratılanı buluşturup esas olunması gereken noktaya herkesi vakit tamam olduğunda taşımış olacaktır.