XIII. ZORLU TIRMANIŞ (Matta 10:16-17)


Sizi koyunlar gibi kurtların arasına gönderiyorum…

insanlardan sakının.

- Matta 10:16

Daha önce talebeliğin bedelini bir alt düzeyi terk etmek olarak belirginleştirmiştik. Yani öğrencilik düzeyinde bir şeyleri öğrenmek henüz adanmış olmak anlamında değildir. Ama mürşide tabi olma demek artık irşada hazır olmuş olmak demektir ve bu esasında bir üst akla tutunmak demek olduğu için kendi başını eğmek anlamındadır. Doğal olarak bu baş eğişte de yüreğin talimi başlamış olur. Çünkü kolay kolay insanlar bir başka insana baş eğmeyi sevmedikleri için zaten asırlardan beri putperestlik dediğimiz Yaratan’ı yansıtmadan kaynaklı “verme” hep kurbanların bir takım cansızlara sunumu şeklinde ortaya çıkmıştır. Oysa Efendimiz Mesih İsa’nın tabiriyle de tasdik olunduğu gibi şeriatın yani hakiki manada “mana yolunun” aslı ki şeriat, yol bir dini kurallar bütünü değil de hakiki manada Yaratan’a doğru giden yol olarak algılanırsa bu yol “Yaratan’ı bütün kalple sevmek ve dostunu yani insan kardeşini bütün yürekle sevebilmekten” geçmektedir. O zaman demek ki talebeliğin bedeli öğrencilikten bir yukarı çıkıldığı an “adanmışlık” dediğimiz bir şeylerin bırakılıp yeni bir ufka yelken açmak demektir. Bu yelken açışta yine daha önce gördüğümüz gibi ve Luka’nın kendi yazılarında ifade ettiği gibi “tekneleri karaya çekme ve her şeyi bırakma ve Efendimiz İsa Mesih’in ardından gitme” (Luka 5:11) şeklinde bir adanma ortaya çıkmaktadır. Bu talebelik bedelinin ödenmeye başladığı andır. Bu Yaratan sureti olma hakikatinde kişinin Mesih’i düzeye doğru mürşidi ve kurtarıcısı olan Efendimiz Mesih İsa’nın gönlünü edinmekle yürüdüğü yol, gerçek ve yaşamdır. İşte artık Yaratan Ruh’un rehberliğinde ve Mesih’in önderliğinde yaşam olmaktadır. Yani Yaratan yaşanmaktadır. Mesih İsa’nın Yaratan’ı yani “O muhteşem Yaratan düşünceyi” yani “Baba’yı” Ruh’unda yaşaması gibi ve bu yürüyüş artık “mana yürüyüşüdür.” Acılar yolu arkada kalmıştır. Öğrencilik esnasında hala bir geçiş vardır ve bu geçiş burada yön değiştirmiş artık tamamen aitlik gelmiştir. Ama İsra-el’in yani Yaratan’a yürüyen misali olan o muhteşem Mısır’dan çıkış öyküsünün gerçeğinde Yaratan’a yürüyen Mesih talebelerinin de yolu uzundur. Çöle çıkmak artık Yaratan’ı yaşamaya başlamaktır. Orada Musa öndeydi. Oysa artık Mesih yürektedir. Yani Mesih düzeyine, hakiki mana yolu sonuna Yaratan suretinde Yaratan’a dönüş daha manevidir, yani daha derindir, yani daha yürektedir. İşte bu nedenle İsa Mesih Yaratan’ı yaşarken ölümüne yaşamış ve haçın üzerindeki teslimiyeti ve kurtarışı ile bize çok daha derin, çok daha yürek derinliğinde Yaratan’a yürüyüş yolunun sonunu yani Yaratan’la bütünleşmeyi getirmiştir. İşte esas kurtuluş bu bütünlüktedir.


MANA REHBERLİĞİ


Bunları algıda bedelin farkındalığında Mesih İsa’yı kurtarıcı ve Efendi kabul eden talebe için artık “gel ve gör” kavramı vardır. Yani “tadın ve göründe” Yaratan yaşandığı için bu kişiler hem Müjdenin ışığında yolun dostu olmuşlar yani Mesih yoluna baş koyan Mesihiler, Mesih talebeleri olmuşlar. Hem de aynı zamanda artık ışıklarını yansıtan yani “sevgi ve ihsan Olan’ı” yansıtan. Yaratan vasfını İsa Mesih’te Ruh’un aydınlığında nakşedenler olarak bu vasıfları yansıtanlar olmuşlardır. Yani “mana rehberleri.” Ve bu rehberlikte artık “yolla bütünleşenler olarak” böylesi muhteşem Yaratan’a yürüyüşün yolcusu olarak yoldadırlar ve bu yolu yürümenin yolu da yine daha önce çalıştığımız gibi Efendimiz Mesih İsa’nın öğretişlerine göre yedi adımla ifade edilmiştir. Yani bu yürüyüşün artık bir yolu bir usulü vardır. Bu yürüyüşün hem kendini hem çevresini aydınlatan bir karakteristik özelliği vardır, bu yürüyüş “nur” saçan Ruh’un aydınlattığı ve her tarafı Mesih, Mesih yaptığı bir yürüyüştür. Bu nedenle bu seviyedeki her kişi için artık içe yolculuğu aynı zamanda dışını da çeken bir yolculuktur ve Yaratan’ın ışığı artık bu kişiden yedi adım halinde yansıyıp durmaktadır. Bu adımlar şunlardır:


1. Işık önce etraf içindir.

2. Işık netlikle ışımalıdır.

3. Edinilebilir olmalıdır.

4. Geri yansıma beklentisi olmamalıdır.

5. Sade bir hayattan ışımalıdır.

6. Islah edici olmalıdır.

7. Işığı alanların ışıması beklenmemelidir


VE ZORLU TIRMANIŞ


Elbette Mesih İsa’nın kurtarışında ve Ruh’un rehberliğinde “mana yolunda” yepyeni bir hayat esasında “Yaratan suretine” dönüş demektir. Ama benlerin dünyası olarak temelli olan dünya için bu bir yığın delice arasında buğday olmak gibidir. Zaten mesellerinde Efendimiz Mesih İsa da bunu belirtmektedir. Ve buradaki ifadesinde de bu durumu “kurtlar arasında koyunlar olarak” ifade etmektedir. Kısacası yukarıdan aşağıya Yaratan’dan kopup gelen Yaratan sureti amaçlı bir durum için yaratılmış insan ruhu öncelikle kendi benliğinin farkındalığı için “benler alemi” içinde bir “ben” olarak çırpınıp durmaktadır. Ve bu nedenle “yukarıdan uyandırılmaya” kurtarılmaya ihtiyacı vardır. Kurtuluş algısı da bu nedenle zaman içinde dıştan içe doğru bir gelişimle belli “peygamberler” dediğimiz “mana yolu aydınları” rehberliği ile başlayan bir serüvenden Mesih İsa’ya yani “gönle inen” bir kurtuluş noktasına kadar basamak basamak bir gelişim çizgisi izlemiştir. Bu çizgi belli bir yükseliş çizgisidir. Mesih kapısı ise bu çizginin artık vaat edilen topraklara giriş çizgisidir. Ve bu çizgi otomatik olarak “kapıdan giriş anından itibaren” yine kendi içinde bir yükselişi izlemektedir. Ve elbette köklü ve karmaşık sistemlerin bir arada işlemesi oldukça yavaş ama birbirine bağlı çarklara bağlıdır. Ve bu yavaşlık insan açısından bir zaman çarkı olmasından yavaş görünen bir durumdur. Oysa bütün kainatın işleyiş çarkları esasında görünmez ama varlığı kuşku götürmez idari sistemlerin ışığında var olan görünür idari sistemlerin işleyiş bütününde bir sürekliliktir. Ve bu süreklilik canlılığın bir sonucudur. Yeter ki insan suret olma yani esas yaratılma gayesi koşuluna uyandırılsın ve bu uyandırılışta Mesih İsa’nın o muhteşem öğretiş, kurtarış ve mana anlamında hayat verme kavramlarını algılayıp “yaşam edinebilsin.” Bu noktada “Mesih İsa’yı giyinme” terminoloji olarak bütün bu kavramları kendi varlığımızda sindirip doğamızın ıslahında doğa edinebilerek ilerlemek demektir. Eğer bu ilerleyiş kavramı olmasaydı Mesih İsa’nın ölüme ve sonrasına doğru giden ve diriliş kavramı ile sonsuzluğa doğru yükselen ve uzanan yol çizgisi asla olmaz. Ve elbette bütün bunlar soyut kavramlar olduğu ve her bir ferdin kişisel olarak yani ferdin ferda bunları kendi yaşamında yaşaması gerçeğinde yaşanması gerektiğinden elbette zorludur. Ve bunları algılayan ve Mesih’i düzeye yani “insan-ı kamil’e” doğru Mesih’te ve Ruh’ta mana yolculuğuna çıkan kişi için elbette “benlik sistemlerinin” işlediği çevrenin tersine hareket etme esasında zorluk vardır. Ve bu zorluk esasında zirveye tırmanış zorluğudur ve olması gerekendir.


VE RÜZGÂRI GÖĞÜSLEMEK


Zirve yürüyüşü aslında bir yürüyüşten ziyade bir tırmanıştır. Tırmanış aynı zamanda bir yükseliştir. Bütün bunlara baktığımızda yukarılarda oksijenin çokluğu hem iyidir hem kötüdür. İyidir çünkü hayat kaynağı oksijendir, kötüdür yükseldikçe basınç sorunu yaşanır ve insan bütün bunları göze alarak tırmanışını yavaş yavaş her seviyeye bütün bünyesini alıştırarak devam etmesi gerekmektedir. Elbette bunları anlatmamızın nedeni örneklerle soyut olan manevi yükseliş konusu Mesih İsa’nın kendi yaşam tecrübe ve öğretişleri ve kurtarışında “haç ve üstü” kavramlarını yaşamlarımızda netleştirmektir.

Böyle bir yükselişe en çok tepkiler hiç kuşkusuz öncelikle dıştan kurtuluş çağrısını alıp yani mana yolunun ilk başlarında peygamber öğretişleri düzeyinde kalanlardan gelmektedir. Efendimiz’in yorumları ve öğretişleri ve yaşam tarzı Yaratan’ı yaşamak şeklinde irdelendiğinde Yaratan’ı bir takım paket programlar şeklinde belli uygulamalar içinde görenlerin tepkileri şiddetli olmuştur. Ve aynı şey hakiki “Mesih talebeleri” için her çağda geçerli bir konumdur. Hele hele “mana rehberliği” düzeyinde bir Mesihi yaşam kişilerden yansımaya başladığında büyük bir karşı rüzgâr görmek mümkündür. Bu tarz bir durum kaçınılmazdır. Efendimiz de buna net bir biçimde işaret etmektedir. Özellikle hakkıyla “mana grubu” içine dahil olup bu “mana grubunda” Mesihi düzeyi yaşam edinme yolunda ilerlemek bu karşı rüzgârları netleştirecektir. İşte bu nedenle Efendimiz talebelerinin belirginleşmesi durumunda ortaya çıkan mana grubu içinde talebelerini bu rüzgârı göğüsleyebilecek bir biçimde eğitmektedir.


KARŞI RÜZGÂRA DÖRT NEDEN

Yaratan’ı yaşamak yani Mesih İsa’nın kurtarışını gönenerek Yaratan’ın Ruh’unun rehberliğinde “sevgi ve ihsan yaşamını” yaşamak bir takım güçlü karşı rüzgârlar doğurmaktadır. Bu karşıtlığın nedenlerinden biri kişinin Yaratan’ının kendi varlığı içinde net olarak bilmeye başlamasıdır. Yani Yaratan ile yaratılan arasında hiçbir engel yoktur. Bu esasında böyledir. Çünkü yaratılışta “Yaratan düşünce kendi işlevinde maddeyi hiçlikte varlık olarak doğrudan ortaya koymuş” ve her bir zerre ile Yaratan düşünce ve bütün sistem ilişkilidir. Yani bütünlük tamamen Yaratan’da olmakla birlikte Yaratan’la da doğrudan ilişkilidir. Oysa inanç sistemleri özellikle kurumsallaşan her bir inanç sistemi insan ile Yaratan arasında birçok farklı aracı yollar oluşturmaktadır. O zaman hakiki Mesih talebeliğinde bu olmadığı için elbette özellikle kurumsal inançların ve bu inançların fertlerinin tepkileri bir karşı rüzgâr oluşturacaktır. Bu kaçınılmazdır. Ve Efendimiz Mesih İsa bunu özellikle talebelerini “sevgi ve ihsanda” Yaratan’da insana ve gönüllere doğru yürüyüşlerinde net bir biçimde ifade etmektedir.

İkinci nokta ise elbette Yaratan’la yaratılan arasında doğrudan ilişkinin sağlanması özellikle inançlar içinde kendi “ben” varlıklarını öne çıkarmış olan bir takım insanların “kendi öz güvenlerini” sağladıkları diğer insanları kontrol etme mekanizmasını da aradan kaldırmış olacaktır. İşte bu da yine büyük bir karşı rüzgâr oluşturmaktadır. Çünkü her bir yaratılmış Yaratılanda aynı sevgi ve aynı muhabbette ve aynı manevi bakış açısı altında değerlendirilmiş olmaktadır. Bu ise özellikle inançlar içinde belli kademelerde kendilerini bir takım vasıflarla yetkin kılan birçok kişinin devre dışı kalması demektir.

Üçüncü nokta ise, Yaratan’ı edinme yolu öğretisi özellikle bir takım aracılar vasıtasıyla ve insan üretimi uygulamalar aracılığı ile inanışı sağlamanın tam tersinde bir öğretidir. Ve bu öğreti mevcut sistematik ve kurumsal ve hatta kültürel inanç biçimlerini doğrudan olumsuz bir biçimde etkilemekte ve hatta bu tarz öğretilerin temellerini tamamen sarsmaktadır. Oysa birçok inanç kendi inanç sistemi, algısı ve yapılanışı ile ve elbette uygulamaları ile hep bu tarz dogmalara bağlıdır. Ve elbette Yaratan yaratılan ilişkisinde özellikle Yaratan düşüncenin işlevi ve sonucunda bütün alemle ilişkilendirilmesi gibi bugün bütün biliminde üstünde durduğu bir noktaya gelinmiş olması elbette dogmaları ortadan kaldıracaktır. Ve bu dogmaların yol, gerçek ve yaşam öğretisi olan Yaratan’la form eşitliği öğretisi yani “sevgi ve ihsan Olan’ı” Mesih’inde ve Ruh’unda edinme öğretisi önünde dayanabileceği hiçbir dalının olmaması elbette büyük bir karşı rüzgârı da beraberinde getirecektir.

Dördüncü ve son nokta ise elbette böylesine halisane, Yaratan’a yürüyen yani hakiki manada “İsra-el-Allah’a yürüyen” olan bir yaklaşımda, sevgi ve ihsan Olan Mesih gönlünü edinmiş olmak bir takım sistem, uygulama ve dogmalar arkasındaki kişilerin esastan yoksun olduklarını ortaya koymuş olacaktır. Yine burada müthiş bir karşı rüzgâr söz konusu olacaktır.

Kısacası bu dört nokta Mesih gönlünü edinerek Yaratan’ı Ruh’ta ve gerçekte yaşam edinen her bir fert için karşı rüzgâr oluşturacaktır. Her şeyden önce bu Efendimiz Mesih İsa’nın kendi deneyimleriyle ortaya koyduğu ve talebelerine ve dolayısı ile bizlere aktardığı netlikte bir gerçektir ve Yaratan’a yürüyüşün Mesih İsa ile birlikte Ruh’ta zorlu tırmanış gerçeğidir. Eğer bunlar hayatımızın bir parçası olmuyorsa dönüşüm ve değişim yolu üzerinde “üstü alta çekme konusunda” bizler henüz dini seviyelerde geziniyor olabiliriz. Oysa tamamen Yaratan’ın ışığını alıp yansıtma ve surete dönüşme aşaması olan tırmanışın başlangıcı yukarıda bahsedilen bu dört nokta ile sabitlenen bir gerçektir.


SURETE YAKIŞAN

Yaratan her şeyin başında bütün madde alemini büyük bir mana bilinmezliği içinde ışıkla açığa çıkarmıştır. O zaman bu ışık oluşta “kaostan ıslaha” doğru sürekli bir dönüşüm ve değişim gerçekleşmektedir. Ve bu dönüşüm ve değişim olgusu sonunda hep “İYİ” dediğimiz net bir inanılmaz ve tarif edilmez bir hazzı bize sunmaktadır. Belki bu haz sadece bizim algıladığımız iç dilimizin ifadesi kadar olan bir algıdır ve belki bu “hazzın” çok ötesinde henüz madde varlığımızda algılayıp edinemediğimiz bir “İYİ” kavramında dehşet mükemmel ve muhteşem ve kelimelerin tarif edemediği ve Pavlus’un da ifade ettiği “önümüze serilecek yücelik” şeklinde bir kavramdır. Demek ki, her şeyden önce Yaratan’ın hakikaten sureti olmak bir anlamda küçücük o cüzi yani gözle görülemeyecek kadar küçük varlığımızda Yaratan’ın yaptığını yapmak, O’nu ifşa etmek demektir. Peygamber düzeyi ile ifade ettiğimiz “mana önderleri” ancak bu ifşayı bizlere tarif etmişlerdi oysa Kurtarıcımız ve Efendimiz Mesih İsa bu ifşayı bizzat kendi varlığında yaşayarak Yaratan’ı bir nokta içinde bizlere ifşa etti ve bu ifşasında da bize esas suret olmanın ne manaya geldiğini öğretmiş oldu. Buna göre bizler hakikaten Yaratan’ı edinmek ve O’na Mesih’inde ve Ruh’unda yeniden tam bir bütünleşmede kavuşabilmek için O’nu bulunduğumuz yerlerimizde ve diğer bütün bizler gibi öz doğalarında henüz benlikte giydirilmiş birçok kaosu yaşayan insan kardeşlerimize Yaratan’da öz doğamızın suret gerçekliğini aktarmamız görevi düşmektedir. Çünkü işin döngü kaidesi budur. Yani bütün alemin dönen yaşam çarklarında her aşamanın getirdiği sorumluluklar vardır. Eğer Mesih İsa ile Ruh’un rehberliğinde bir aşamaya gelinmişse o zaman bu aşamada artık bize karşılıksız sunulan lütfun bir ders önce öğrendiğimiz gibi “karşılıksız sunumu” bir yaşam evresidir ve o evrenin olmazsa olmazıdır. Çünkü Efendimiz’in hayatında bu gerçek şöyle ifade bulmaktadır: “Kalabalıkları görünce onlara acıdı çünkü çobansız koyunlar gibi şaşkın ve perişandılar” (Matta 9:36)ve Hezekiel’de yazdığı gibi, “çobanları olmadığı için dağıldılar ve yaban hayvanlara yem oldular” (Hezekiel 34:5).

Kısacası Yaratılan Yaratan’ı yansıtana kadar özüne dönmüş, aradığını bulmuş, esas yaşam gayesine ulaşmış olmayacaktır. Bu nedenle olması gereken bir düzeyde Yaratan’a yürümeye başlayan kişiler aynı zamanda talebeliğin ayrıcalığında “mana rehberleri de” olmak zorundadırlar. Ve bir toz zerresi mahiyetindeki insan bu rehberliği ile esasında madde dünyasına Ruh’un rehberliğini taşımaktadır. Ve bu rehberlikte bu kez Yaratan’ın rolü o küçücük toz halindeki diğer insan ruhlarına, kaos içindeki insan ruhlarına “ışık olsun” demektedir. Ve böylelikle manadan maddeye ve maddeden manaya çarklar dönmekte ve dişliler yerli yerinde işleyerek “yaşam olmakta” ve her şey yeniden ve yeniden Yaratan’dan ışıyıp Yaratan’a geri yansımaktadır.