TANRI NASIL VAAT ETMİŞTİR - Esin Sözü

Yaratılış 12’den 50’ye kadar, atalar tanrısal esin almışlardır. Bu nedenle de onlara “peygamberler” adı verilir (20:7; Mez.105:15). Bunun anlamı “Diri Tanrı’nın sözlerinin kulaklarına hemen eriştiği insanlar”dır28. Tanrı’nın Kendisini onlara bildirip tanıtmak için en az dört yol kullandığını görüyoruz.

1) Belirli önemli noktalarda, Tanrı atalara sözlerle doğrudan doğruya hitap etmiştir: “Rab ona dedi” ya da “Rab’bin sözü ona geldi” (Yar.12:1, 4; 13:14; 21:12; 22:1).

2) Daha hayret verici olanı, Rab’bin bu insanlara doğrudan doğruya “görünmesiydi.” Kendisinin bu insanlar tarafından bir şekilde görülmesine izin vermesiydi. Tanrı, onları kutsayıp yeni adlar verdiğinde ya da onları bir yere yolladığında, Tanrı’nın huşu veren varlığı yaşamlarındaki önemli dönüm noktalarını belirledi (12:7; 17:1; 18:1; 26:2-5, 24; 35:1, 7, 9).

3) Rab’bin onlara bu görünüşleriyle bağlantılı olarak bir de “Rabbin Meleği” şeklinde de görünüyordu (16:7-11; 21:17; 22:11-18; 24:7, 40; 31:11, 13; 32:24-30; 48:15-16; tam bir özet için bkz. Ek 8). “Rab’bin Meleği sık sık, sadece Tanrı’ya verilmesi gereken saygı, tapınma ve onuru kabul eder. Yine de sürekli olarak Tanrı’dan ayırt edilir... Tanrı’yla özdeş bir kişilik taşırdı, ama aynı zamanda da O’nun tarafından gönderilmişti!”29 İncil’in ışığında Rab’bin Meleğini Tanrı’nın “Sözü” ve “Oğlu”, “Görünmez Tanrı’nın görüntüsü” olan Mesih olarak görüyoruz (Yu.1:1, 14; İbr. 1:2-3; Kol.1:15).

4) Tanrı onlarla ve diğerleriyle rüyalar (20:3; 28:11-17; 31:10-11, 24; 37:5-10; 40:5-16; 41:1-32) ve görümler (15:1; 46:2) aracılığıyla da konuştu.

Önemli olan nokta, Tanrı’nın lütfedip Kendisini insanlara, onların anlayabileceği şekilde göstermek üzere yaklaşmasıydı. Tanrı, sadece bütün yaratılmış olanların ve bütün ulusların Tanrısı olmakla kalmaz, özellikle onların Tanrısı olur. Bütün başarısızlıkları ve günahlarına karşın, “Tanrı, onların Tanrısı olarak anılmaktan utanmıyor” (İbr.11:16). Atalara, kendileri için olduğu kadar diğer uluslar için de olan amaç ve niyetlerini bildirir. Onları tanır ve onlara “dost” gibi davranır. Bu yakınlık özellikle İbrahim’in “Tanrı’nın dostu” olarak anılmasında gösterilmiştir (18:17-19; 2Ta.20:7; Yşa. 41:8; Yak.2:23). Tanrı, bilinemez bir güç değil, Kendisini kişisel olarak tanımamızı ve Kendisiyle diri bir ilişki içinde olmamızı isteyen sonsuz ve gerçek bir ‘Kişi’dir.


VAADİN KENDİSİ - Ve Bu Vaadin Sağladıkları

İbrahim daha Mezopotamya’dayken, yüce Tanrı ona (o zaman adı Abram’dı) görünüp şöyle dedi: “Ülkeni, halkını, babanın evini bırak, sana göstereceğim topraklara git” (12:1). İbrahim de Rabbin buyurduğu gibi imanla yola çıkarak önce Türkiye’nin güneydoğusundaki Harran’a daha sonra bugünkü İsrail toprakları olan Kenan ülkesine gitti.

Tanrı’nın İbrahim’e verdiği bu vaat çok önemli ve kapsamlıdır. Tüm ulusları etkileyecek olan bu tasarı önce, Tanrı’nın İbrahim’le, bunu izleyen her şeyin temelini oluşturan kişisel bir antlaşmaya girmesiyle başlar. Tanrı İbrahim’e yapacaklarını şöyle bildirir:

Seni büyük bir ulus yapacağım

Seni kutsayacağım

Senin adını büyük kılacağım (sana ün kazandıracağım)

(Öyle ki) bereket (kaynağı) olacaksın;

Seni kutsayanları kutsayacağım

Seni lanetleyeni lanetleyeceğim

(Öyle ki) yeryüzündeki bütün halkların hepsi

senin aracılığınla kutsansınlar” (12:2-3).

Burada basitçe vurgulanan, Tanrı’nın kutsaması ve bunu da bir tek adam aracılığıyla gerçekleştirme niyetiydi. Ama zaman geçtikçe diğer ayrıntılar da açıklığa kavuştu. Bu vaadin içeriği temel olarak dört yönlü olacaktı:

1) BİR MİRAS: TOPRAK – “Bu toprakları senin soyuna vereceğim.”

2) BİR MİRASÇI: SOY – “Soyunu göklerin yıldızları, kıyıların kumu kadar çoğaltacağım.”

3) BİR BEREKET: BAŞARI – “Seni kutsayacağım... Seni büyük bir ulus yapacağım”

4) BİR MÜJDE: TÜM ULUSLARA KURTULUŞ – “Yeryüzündeki halkların hepsi senin aracılığınla kutsanacak.”

Kardeşler arasındaki çekişmeler ve sıkıntılara rağmen vaadin bu maddeleri gerçekleşmeye başlar. Yaratılış 12-50 arasındaki bölümlerde, vaadin dört yönü sırayla ağırlık kazanır, ataların yaşamları etrafında şöyle düzenlenir:

İsrail oğullarının sıkıntıları diğer uluslara kurtuluş kaynağına dönüşür (37-50)


Bereketi kapma çekişmeleri ağırlıklı

(25-36)


Toprak ile ilgili

çekişmeler ağırlıklı (12-15)

Mirasçı ile ilgili sıkıntılar ağırlıklı (16-24)

 




İbrahim’in soyu

 



(Doğdu)

İshak’ın soyu

 

Yakup’un (İsrail) soyu

(Doğdu)

 



50

45

40

35

30

25

20

15

YARATILIŞ Kitabı, bölüm 12-50

 

1) BİR MİRAS – TOPRAK (Yaratılış 12-15)

Vaadin ikinci öğesi, topraktı (12:7; 13:15, 17; 15:7-8, 18; 17:8; 24:7; 26:3-5; 28:13-14; 35:12; 48:4; 50:24). Yukarıdaki çizelgede belirtildiği gibi Yaratılış 12-15’te toprakla ilgili çekişmeler ağırlıklıdır. İbrahim, Harran bölgesinden ayrıldıktan sonra Kenan diyarına (Filistin’e) varmıştır. “Rab ona görünüp dedi: ‘Bu toprakları senin soyuna vereceğim’” (12:7). Yeğeni Lut, zengin Eriha vadisini kendine seçtikten sonra, “Rab Abram’a, ‘Bulunduğun yerden kuzeye,güneye, doğuya, batıya dikkatle bak’ dedi, ‘Gördüğün bütün bu toprakları sonsuza dek sana ve soyuna vereceğim’” (13:15).

Bölüm 14’te İbrahim, toprak için savaşan krallar tarafından esir alınan yeğeni Lut’u kurtarmak için savaşa karışmak zorunda kalır. Zaferli bir şekilde geri dönen İbrahim’i karşılamaya çıkan kralkâhin Melkisedek, onu “Göklerin ve yerin sahibi Yüce Allah” adına kutsar. Tanrı tüm evrenin sahibi olarak yeryüzünün de “mal sahibi”dir. Uluslar yalnız geçici bir süre “kiracı” veya “misafir” olarak o toprakları kullanırlar (bkz. Çık.19:5; Lev.25:23; Mez.50:10-12). İyi kullanmazlarsa Tanrı onları oradan atar. Bu nedenle İbrahim, Rabbin kâhini olan Melkisedek’e her şeyin ondalığını verir (14:20). Ondalık verme yükümlülüğü Tanrı’nın her şeyimizin sahibi olduğu gerçeğine dayanır.

Aynı sebepten İbrahim kendisini ödüllendirmek isteyen kötü Sodom kralından hiçbir şey almamak üzere “Göklerin ve yerin sahibi Yüce Allah” adına yemin eder (14:22). Bunun hemen ardından bir ödül olarak Rab sadık kulu İbrahim’e her şeyden önce Kendini vereceğine (“senin çok büyük ödülünüm”), sonra da oradaki toprakları vereceğine tekrar söz verir. Ona kurban kestirerek vaadini bir antlaşmayla pekiştirir (15:1-21). 15:18’de Rab bu mirasın sınırlarını belirlemiştir: “Mısır Irmağı’ndan büyük Fırat Irmağı’na kadar uzanan topraklar.”

Buna karşın atalar, İbrahim tarafından imanla satın alınan bir mezar alanından başka bu diyarın hiçbir yerine sahip olamamışlardır (bölüm 23).

İman sayesinde (İbrahim) bir yabancı olarak vaat edilen ülkeye yerleşti. Aynı vaadin ortak mirasçıları olan İshak ve Yakup’la beraber çadırlarda yaşadı” (İbr.11:9).

Rab, bölüm 15’de İbrahim’le diyarın kendisine ait olacağına ilişkin resmi bir antlaşma yaptı. Ancak ona, “Amorlular’ın yaptığı kötülüklerin henüz doruğa varmadı”ğını (15:13-16), kendi soyundan gelenlerin bu diyarı miras alabilmelerinden önce 400 yıl geçmesi gerektiğini de bildirmiştir. Tanrı diyarı onlardan temizlemeden önce, Kenan diyarında yaşayan insanların iğrenç putperestliklerine, çocuklarını putlara kurban etmelerine, ahlaksızlıklarına ve zalimliklerine birkaç kuşak boyu daha dayanacaktı (bkz. Lev.18:24-28).30 Tanrı’nın hemen cezalandırmaması O’nun hiçbir zaman cezalandırmayacağı anlamına gelmez.

İbrahim doksan dokuz yaşındayken toprak vaadi, “sonsuz birantlaşma”ya dönüştürülmüştü (17:7, 13, 19). Vaat edilen diyar, İbrahim’in soyundan gelenler için, “sonsuza dek onların olacak bir mal” olacaktı (17:8; ve 48:4).


2) BİR MİRASÇI - SOY (Yaratılış 16-24)

Yaratılış 12:7’den başlayarak, armağan olarak verilen bir çocuğun vaatleri miras alışı ana konuyu oluşturur (12:2; 13:16; 15:3, 5; 17:7, 9-21; 21:12; 22:17-18; 26:3-4, 24; 28:13-14; 32:12; 35:12; 48:3-4). Tanrı, İbrahim’e bir soy verecekti. Bu “soy”dan söz edildiğinde genellikle kalabalık bir soy ima edilse de, aynı zamanda ataların oğulları da ima edilmektedir. Örneğin, Yaratılış 15:3’de İbrahim Rab’be şöyle der: “Bana çocuk (soy) vermedin. Tanrı da şöyle yanıt verir: “Öz çocuğun (senin bedeninden çıkan) senin mirasçın olacak. İbrahim’i dışarı çıkarıp ona yıldızlarla dolu gökyüzünü göstermiş ve, soyun onlar kadar çok olacak!” diye ona vaat etmiştir. O da Tanrı’ya iman ederek aklanmış sayıldı (15:6; bkz. Gal.3:6).

Özellikle 16’ncı bölümden itibaren soy vaadiyle ilgili problemler ön plana çıkar. Vaadin gerçekleşmesine karşı, aşılması imkânsız bazı engeller görülür. İbrahim’in karısı Sara kısır ve ikisi artık yaşlı; yıllar geçtikçe durum insan ölçülerine göre tamamen imkânsız görünür. Sara da imansızlık edip kocasına insansal bir çözüm önerir. İbrahim karısının sözünü dinler, cariyesi Hacer’le yatar (16:1-4). Ama imana dayalı olmayan yoldan vaat yerine gelmez. Bu girişimlerin sonucu evde çekişmeler başlar (16:5-6) ve doğacak olan çocuğun (İsmail’in) Tanrı halkına düşman olacağı bildirilir (16:12).

Ama bu yanlışlara rağmen Rab, kendi saptamış olduğu amaçlardan vaz geçmez! On üç yıl sonra Tanrı, Sara’nın bir oğul doğuracağını müjdelemeye başlar, vaadini pekiştirmek için de hem İbrahim’in hem Sara’nın isimlerini değiştirir (17:1-7, 15-21; 18:10-15). Bu habere ilkin gülen karı koca (17:17; 18:12-13), sonra “ölüden farksız” diye tanımlanan bedensel durumlarına değil, vaat edene bakıp O’nu güvenilir saydıklarından imanda güçlenirler (bkz. Rom. 4:18-22; İbr. 11:11-12) ve vaat edilen oğul İshak doğar (21:1-6). Bizler de, Tanrı’nın karakteri üzerinde derin düşünüp O’nu güvenilir sayarsak kendi gücümüzle imkânsız olanı yapmaya güç buluruz.

Bazen bütün soy, temsil ettiği grup için zafer kazanacak olan bir tek kişide görülmüştü. Tanrı’nın bu kavramı ya da planı bazen, “bir tek ve birçok” diye adlandırılır. Tanrı, “Soy”un bütünüyle onları temsil eden “soy” yoluyla ilgilenirdi. Bu ilke son olarak İsa Mesih’te gerçekleşmiştir: Biradamın (Adem’in) söz dinlemezliği yüzünden birçoklarıgünahkâr kılındığı gibi, yine Bir adamın (Mesih) söz dinlemesiyle birçoğu doğru kılınacaktır” (Rom.5:19).

Yaratılış’taki dramların çoğu, bu niyeti tehdit eden engeller ve zorluklarda yaşanmıştır. İbrahim fazlasıyla yaşlıydı (17:17); Sara, Rebeka ve Rahel kısırdı (16:1; 17:15-21; 25:21; 30:1). Mısırlı ve Filistinli krallar İbrahim ve İshak’ın karılarını neredeyse alıyorlardı (12:10-20; 20:1-18; 26:1-11). Yaşamlarını birkaç kez kıtlık tehdit etti (12:10; 26:1; 41:53-57). Tanrı, İbrahim’den vaat edilen oğlu İshak’ı kurban etmesini isteyerek onun imanını sınadı (22:1-10). Tanrı tarafından İshak yerine sağlanan koç, bu “soy”un (Mesih’in) insanların gerçekleştirdiği bir iş değil, Tanrı’nın doğaüstü armağanı olacağını açık bir biçimde gösterdi (22:11-18). İshak’a iman ailesinden olan bir gelinin bulunması için de Tanrı her aşamada rehber olur (24).

Büyüğü küçüğüne hizmet edecek”

Tanrı kendi çocuklarının normal kurallara göre seçilmediklerini çok açık bir şekilde göstermişti. “Büyüğü küçüğüne hizmet edecek” demişti (25:23). Tanrı’nın amaçlarını yerine getirmek için, ilk doğan yerine, tekrar tekrar en küçük, en az önemli olan kardeş ya da kız kardeş seçilmişti.31 Yaratılış/Tekvin boyunca önce ilk doğanın öyküsü ya da soyağacı kısaca kaydedilir, sonra sıra seçilmiş olana gelir. Bu ilke ya da düzen İncil’de de devam eder: “Önce ruhsal olan değil, doğal olan geldi. Ruhsal olan sonra geldi” (1Ko.15:46).

Buna karşın Tanrı’nın egemen seçimi hiçbir zaman insanın seçim hakkını geçersiz kılmadı. Kayin, ilk doğanın Tanrı’nın kendisi için olan amacını reddetmesinin ilk örneğidir. Ama Tanrı ona çok açık bir şekilde, “Doğru olanı yapsan, seni kabul etmez miyim? Ancak doğru olanı yapmazsan, günah kapıda pusuya yatmış, seni bekliyor. Ona egemen olmalısın” dedi (Yar.4:7). İshak’ın ilk doğan oğlu Esav da aynı şekilde ayrıcalığını küçümsedi ve “kendisinin olan ilkoğulluk hakkını bir öğün yemeğe karşılık sattı” (Yar.25:34; İbr.12:16).

Siz bana kötülük düşündünüz, ama Tanrı o kötülüğü iyiliğe çevirdi.”

Bu soyun tarihindeki özelliklerden bir başkası da, kardeşler arasındaki kavgadır; aslında bu, Aden Bahçesi’nde önceden bildirilen çatışmanın bir devamından başka bir şey değildir: “Seninle kadını, onun soyuyla senin soyunu birbirinize düşman edeceğim” (Yar.3:15). Yaratılış bölümünde tekrar tekrar, kardeşler birbirlerini kandırır, kavga edip dövüşür ve hatta öldürürler.32 Yine de, düşmanın gelişmekte olan planı bozma çabalarına karşın Tanrı’nın isteği nihai olarak gerçekleşir. Yusuf bunu biliyordu ve kendisini köle olarak satan kardeşlerini teselli edebilmişti: “Siz bana kötülük düşündünüz, ama Tanrı bugün olduğu gibi birçok halkın yaşamını korumak için o kötülüğü iyiliğe çevirdi” (Yar.50:20).

Sahibi gelene kadar”

Yaratılış’ın sonunda, bu soy vaadi Yakup’un oğlu Yahuda’yı merkez almıştır ve bunun Tanrı’nın seçtiği kralın soyundan geleceği, “kraliyet” soyu olacağı kesinleşmiştir. Kralın otoritesini temsil eden “asa”, “Sahibi (Şilo) gelene kadar” Yahuda’nın soyunda egemenlik sürmeye devam edecekti – Bu vaadedilen kişiye bütün uluslar itaat edecekler (49:10; bkz. Hez.21:27). Tanrı bu şekilde amacını biraz daha açıklığa kavuşturur: Bu plan, Tanrı’nın kusursuz krallığını yeryüzünün her yerinde kuracak olan bir dünya egemenini içermektedir.


3) BİR BEREKET: BAŞARI (Yaratılış 25-36)

Bu bölümlerde vaadin üçüncü yönü ön plana çıkar ve bereketle ilgili çekişmeler ağırlık kazanır (12:2; 17:20; 18:18; 21:18; 22:17; 25:23; 26:3, 24; 27:29; 28:3; 46:3; 49:10). Vaat bayrağı İshak’a emanet edilir ve babası İbrahim gibi onun da Tanrı tarafından kutsandığı herkesçe görülür (26:2-4, 24, 28-29). Onun ikiz oğulları Esav’la Yakup arasındaki çekişmeler ta doğmalarından önce başlar, fakat Tanrı kendi tasarısında önemli yer alması için Yakup’u seçmiştir (25:22-23). Yakup’un hayatı dört evrede açıklanır:

1) Babasının evindeyken önce ilk doğmuş olmanın hakkı, sonra kutsanma hakkını hileyle kardeşi Esav’dan kapar (25-27).

2) Dayısı Laban’ın evindeyken çekişmelere rağmen bereketlenip on bir oğul sahibi olur (28-30).

3) Ondan sonra babasının memleketine dönerken melekler ve kardeşi ile karşılaşır (31-33). Tanrı’nın meleği onunla güreşir ve ismini İsrail diye değiştirir (32:24-30). Yakup’un en derin arzusu Tanrı’nın bereketini almaktır: “Beni kutsamadıkça seni bırakmam.”

4) Birçok sıkıntıdan sonra Tanrı’nın kendisine ilk göründüğü Beytel’de Rab’be etmiş olduğu yemini yerine getirir (34-35).

Bütün bu olaylar esnasında Tanrı çok ilginç şekillerde Yakup’a görünür, defalarca onunla beraber olduğunu bildirir (28:10-16; 31:3, 11-13; 32:22-30; 35:1, 9-13). Bundan dolayı babası İshak (24:21, 40, 42) ve oğlu Yusuf da “başarılı” olur (39:2-3, 23). Ama aynı zamanda Rab Yakup’u terbiye eder, başına gelen olaylarla ona “insan ne ekerse onu biçer” ilkesini öğretir. Tanrı Yakup’un ismini İsrail olarak değiştirerek böylesine günahlı bir hilekârı bile kurtarıp ondan bir iman adamı yaratacak güçte olduğunu gösterir. O’nun her durumda egemen, her zaman etkin olan gücü ve yakınlığına iman etmeliyiz.


4) BİR MÜJDE –ULUSLARA KURTULUŞ (Yar. 37-50)

Vaadin en büyük öğesi, İbrahim ve İbrahim’den sonra vaadi miras alacak olanların yeryüzündeki bütün diğer uluslara bir bereket kaynağı olacaklarıydı. Atalar beş değişik vesileyle, bütün uluslara bir kutsanma olarak atanmışlardı: İbrahim Yaratılış 12:3; 18:18; 22:17-18’de; İshak 26:3-4’de; ve Yakup 28:13-14’de.

Elçi Pavlus, bu sözlere daha sonra işaret edip bunun bildirilen “müjde” ile aynı olduğunu ilan edecekti. Kısacası müjde, “bütün uluslar sende (vaat edilen soyda) kutsanacak” müjdesiydi (Gal.3:8). Böylece, Tanrı’nın müjdesinin özü “kutsanma” sözcüğüne indirgenebilir.33

Bu kutsanma örneğini, İbrahim Sodom için aracılık ettiğinde (18:16-33) ve putperest kral Avimelek için dua ettiğinde (20:7, 17), Tanrı’nın Yakup’tan ötürü Laban’ın sürülerini kutsamasında ve Yusuf’tan ötürü Mısırlının evini kutsamasında (30:30; 43:5) görüyoruz. Hatta Yusuf’un yaşamının bütünü, Tanrı’nın İbrahim’in daha büyük soyu olan Mesih aracılığıyla ulusları kutsama planını çok güzel bir biçimde gözler önüne serer. Yusuf, İsa Mesih’in çok yönlü örneğidir.

(Yar.37:3; Yşa.42:1; Mat.3:17; 17:5)

(Yar.37; 39; Yşa.53:3-10; Mat.26-27)

(Yar.41; Yşa.49:5-13; Luk.24:46-47)

(Yar.45; Zek.12:10; Rom.11:11-29)

Böylece Yaratılış kitabının son bölümlerinde Tanrı’nın, İbrahim’in soyu aracılığıyla tüm uluslara kurtuluş sağlama amacını belirgin bir şekilde görebiliriz. İsrail oğullarının sıkıntıları (özellikle Yusuf’un başına gelenler) diğer uluslara kurtuluş fırsatına dönüşür.

VAADE VERİLEN KARŞILIK - İman

Bu bölümlerde, “Tanrı’nın bir seçim yapmaktaki amacı… kendi çağrısına dayanarak sürsün” (Rom.9:11) diye İbrahim’i uluslardan çağırmasında, İsmail yerine İshak’ı, Esav yerine Yakup’u seçmesinde Tanrı’nın mutlak egemen olduğunu ve lütfunu çok kesin bir şekilde görüyoruz. Aynı zamanda Tanrı’nın, Kendisine inananları insanın kavrayamayacağı bir şekilde kutsamaya istekli olduğunu da görüyoruz. Tanrı onlara sadece Kenan diyarını değil, aynı zamanda göksel bir miras vermiştir, “mimarı ve yapıcısı Tanrı olan sağlam temelli kent” (İbr.11:10). Kişinin yeryüzünde az veya çok miktarda mal varlığı olabilir. Ama eğer Tanrı’nın vaadinin mirasçısıysa her şeye sahiptir! Tanrı’nın kutsal çağrısının paydaşları olmak sonsuz bir zenginliktir - şükranla dolu olmalıyız!

Ama Tanrı, vaatlerine karşılık olarak insanlardan ne gibi bir istekte bulunmuştur? Sadece söylediklerine inanmak ve itaatle, sabırla O’na güvenmek. Bunu anlamak çok önemlidir – bizler tıpkı Yaratılış 15:6’daki ayette İbrahim’in yaptığı gibi, sadece Tanrı’nın vaadine inanarak kurtulur ve aklanırız: Abram Rab’be iman etti. Rab bunu ona doğruluk saydı. Bu ayet, aklanmanın dinsel işlerden ayrı olarak sadece imanla gerçekleştiği öğretinin ilk temelini oluşturur. Elçi Pavlus, Yaratılış 15:6’daki bu gerçeği Romalılar 4’de dikkatle açmaktadır.

Bizler de Tanrı’ya inanmaya çağrıldık. İman, kutsanmanın kanalıdır. Tanrı yüce planlarına, insanların Kendisine verdikleri karşılıklar aracılığıyla işlerlik kazandırır ve iman olmadan Tanrı’yı hoşnut etmek imkânsızdır (İbr.11:6).

Ancak bu iman gerçek ya da diri bir iman olmalıdır. Çünkü, “Ölü” iman da vardır: “Ruhsuz beden nasıl ölüyse, eylemsiz iman da ölüdür” (Yak.2:26). Tanrı’nın vaadi sadece, “İbrahim’in imanına sahip olanlar” içindir (Rom.4:16). İbrahim’in imanına bir bakalım; bizim imanımız onunkine benziyor mu?

1) Gerçek iman İTAAT EDER. Tanrı, İbrahim’i çağırdığında İbrahim sorular sormadı, gitti (İbr.11:8). Kendi oğlunu kurban etmesi kendisine söylendiğinde, bunu yaptı. Eğer, “Rab, inanıyorum. Bana vermek istediğin bu görkemli miras için sana teşekkür ediyorum!” deyip sonra da Mezopotamya’da kalsaydı, bu iman olur muydu? Hayır. Aynı şekilde bizler de, “Rab, olağanüstü kurtarışın ve sonsuz yaşam için sana teşekkür ediyorum” deyip istediğimiz gibi yaşarsak, bu da gerçek iman değildir. Gerçek iman itaat eder.

2) Gerçek iman köklerini TERK EDEBİLMEKTİR. İbrahim, ülkesini, köklerini, babasının evini – yaşamda kendisine güvenlik ve mevki veren her şeyi çadırlarda yaşamak için – terk etti. Gerçekten inanan iman, Rab’bi izlemeyi her şeyden daha önemli sayar. İman açıkça, bu dünyadaki miras haklarımızdan sonsuz bir miras uğruna vazgeçmemiz anlamına gelir. Birinci yüzyılda Hıristiyan inanlılara yazan elçi şöyle demişti: “Hem hapistekilerin dertlerine ortak oldunuz, hem de daha iyi ve kalıcı bir malınız olduğunu bilerek mallarınızın yağma edilmesini sevinçle karşıladınız” (İbr. 10:34). İsa’nın gerçek öğrencileri, Mesih’in uğruna herhangi bir şeyi bırakanların, “bunların yüz katını elde edecek ve sonsuz yaşamı miras alacak”larını (Mat.19:29) bilerek İsa’yı izlemek için bütün diğer bağlarından vazgeçerler.

3) Gerçek iman YAŞAM BOYU DEVAM EDER. Bir süre oyalandığın bir şey değildir. İbrahim, yaşamının geri kalan kısmını Kenan diyarında bir yabancı olarak geçirdi. Geri dönebilirdi, ama Tanrı’nın vaadini bekliyordu. Gerçek imanın sonucu cennete doğru giden, yaşam boyu süren bir yolculuktur ve bu yolculuk boyunca artık biz bu dünyada kendimizi evimizde hissetmeyiz. Gerçek iman dayanır.

4) Son olarak, İbrahim’in imanı tapınmayla nitelendirilmişti. Kendisi ve ailesi çadırlarda yaşadılar ve İbrahim’in inşa ettiği tek kalıcı yapılar sunaklardı. Mısır’a yaptığı yanlış yolculuklar dışında gittiği her yerde, Rab’be tapınmak için sunaklar inşa etti (Yar.12:7-8; 13:4, 18; 22:9) ve oğulları da bu uygulamayı devam ettirdiler (26:25; 33:20; 35:7). İbrahim’in olaya bakış açısı doğruydu. Bir mezardan başka bir emlak bırakmadı, ama tapınan iman örneği ruhsal mirasçılarına bugüne dek esin kaynağı oldu.

Bizim imanımız İbrahim’inkine benziyor mu? İsa şöyle demiştir: “İbrahim’in çocukları olsaydınız, İbrahim’in yaptıklarını yapardınız” (Yu.8:39).


SONUÇ - Seninle birlikte olacağım

Tanrı atalara, bir mirasçı, bir miras ve bir bereketin büyük vaadini vermiş, sonra da onlara şu yalın ama çok büyük güvence veren vaatte bulunmuştu: “Seninle birlikte olacağım. İbrahim’e, “Korkma, senin kalkanın benim. Ödülün çok büyük olacak (Senin çok büyük mükafatınım)” demiştir (Yar.15:1). Kişi bundan daha fazla ne isteyebilir?

Senden başka kimim var göklerde?

İstemem senden başkasını yeryüzünde.

Bedenim ve yüreğim tükenebilir,

Ama Tanrı yüreğimde güç,

Bana düşen paydır sonsuza dek” (Mez.73:25-26).